<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901</id><updated>2011-07-31T13:36:51.110+03:00</updated><category term='Sevgili PötüBör'/><category term='Zümrüd-ü Anka Kuşu'/><category term='Miniklere Masallar'/><category term='Tiki&apos;nin Maceraları'/><category term='Büyüklere Masallar'/><title type='text'>Bana bir masal anlat....</title><subtitle type='html'>"Masal bu ya" diye başlar her masal; sonra gökten üç elma düşer. Nineler dedelerin beşiğini tıngır mıngır sallarken develer tellal olur. Bir vardır bir yoktur bu masal diyarı. Var olduğunda dalıvereceksin içine, koşacaksın ta ki zaman seni kovalamaktan vazgeçene dek.Sonrasında herşey senin. İster Pamuk Prenses ol ister dev. Sen Seç rolünü.Kim bilir belki masallar gerçek biz masalızdır. Birileri bizi anlatıyordur bir varmış bir yokmuş, üçüncüsüne kuş konmuş diye...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>15</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-2080838102771927020</id><published>2010-08-26T15:45:00.005+03:00</published><updated>2010-08-26T16:00:04.231+03:00</updated><title type='text'>Bir Masaldı Hayat...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/THZlCybCkDI/AAAAAAAAAPY/ueubjYX7kbU/s1600/Maske2.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; FLOAT: left; HEIGHT: 197px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509702292703711282" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/THZlCybCkDI/AAAAAAAAAPY/ueubjYX7kbU/s200/Maske2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/THZkoDek-pI/AAAAAAAAAPQ/0jrJ2Ce0z80/s1600/Maske2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir masal olsa ya şu hayat; biri okusa geri kalanlar dinlese.&lt;br /&gt;Biri bizi anlattığı sürece yaşasak; sustuğunda ise uçuversek; arkamızdan bakakalan şaşkın, üzgün ve de isyankar bakışlara aldırmadan yükselsek bilinmezliğe..&lt;br /&gt;Sonra biri dese ki "peki ya sonra ne olacak ?" ve anlatan tekrar başlasa kaldığı yerden masalı dillendirmeye. Ve giden gitmekten vazgeçse geri dönse kendi masalını dinlemeye. Geride kalanlar derin bir oh çekse, "oh be rüyaymış" dese...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rüya, masal birbirine girse....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-2080838102771927020?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/2080838102771927020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=2080838102771927020' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/2080838102771927020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/2080838102771927020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2010/08/bir-masald-hayat.html' title='Bir Masaldı Hayat...'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/THZlCybCkDI/AAAAAAAAAPY/ueubjYX7kbU/s72-c/Maske2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-733978550078311755</id><published>2007-11-03T17:07:00.000+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:29.956+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miniklere Masallar'/><title type='text'>Bulut Çocuk</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RyyBTjV9DeI/AAAAAAAAAKM/ON7OAHehhAI/s1600-h/200470992-001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128616248572972514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RyyBTjV9DeI/AAAAAAAAAKM/ON7OAHehhAI/s200/200470992-001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Çıkmaz sokağın çocukları gene her zamanki yerlerinde buluşmuşlardı. Aslında sokakları her yere çıkıyordu ama nedense bir zamanlar biri bu ismi uygun görmüştü. Gel zaman git zaman çıkmaz sokağın küçük çocuk çetesi de bu isimle anılır olmuştu. Elebaşları da Cancan isminde küçük bir kızdı. Kız olduğuna bakmayın mahallenin en yaramazı, en bilmişi, en afacanı gene bu kızdı. Okullar kapandığı zaman sabah erkenden sokağa çıkarlar akşam annelerinin inadına geç saatlere kadar oynarlardı. Ama elbet her sokak gününün bir dönüşü vardı. Ve bu dönüşlerde de genellikle Cancan’ı kızgın bakışlarla annesi karşılardı. Annesi&lt;br /&gt;-Ben sana demedim mi bu kadar geç gelmeyeceksin diye kızdığında, Cancan’ın cevabı hep aynı olurdu:&lt;br /&gt;- Hava daha kararmadı anne bak yıldızlar sokağı aydınlatıyor. Ama bu cevap tabi ki Cancan’ı cezadan kurtaramazdı.&lt;br /&gt;-Bu akşam televizyon seyretmeyeceksin.&lt;br /&gt;-Ama anne bu haksızlık bilgiç daha eve bile gelmedi neden o ceza almıyor?&lt;br /&gt;-Kardeşine bilgiç deme. Hem o bütün gün evde kitap okudu daha yeni sokağa çıktı.&lt;br /&gt;Cancan çaresiz odasına gitti. Üzgündü ama bunu çok da umursamıyordu sokakta olmayı televizyon seyretmeye tercih ederdi.&lt;br /&gt;“Hıh kitap okumuşmuş, bir de bilgiç dememe kızıyorlar” diye içinden geçirdi ve camdan dışarıyı seyrederken hayallere daldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgiç Cancan’ın erkek kardeşiydi. Bilgiçten başka iki kız kardeşi daha vardı. En büyükleri Cancan’dı. En küçükleri olan bebek kardeş ise daha yeni emeklemeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haydi Cancan yemek hazır”&lt;br /&gt;Annesinin sesini duyan Cancan mutfağa gitti. Onun dışında herkes sofradaydı. Bebek kardeş çoktan yemeğini yemiş eli ağzı mama içindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Anne ne var yemekte?&lt;br /&gt;-Hem geç geliyorsun sokaktan hem de yemek mi seçeceksin birazdan görürsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesi yemekleri koydu. Neyseki püre ve köfte yapmıştı bayılırdı bu yemeklere. Herkes iştahla köftelerini yemeğe başladı.&lt;br /&gt;Bir süre sonra Bilgiç;&lt;br /&gt;-Baba bir şey soracağım dedi.&lt;br /&gt;Cancan bunun altından bir şey çıkacağını biliyordu kaşlarını çattı ve beklemeye başladı. Babası bilgice&lt;br /&gt;-Sor bakalım? Dedi.&lt;br /&gt;-Benim dışımda bütün çocukların bisikleti var. Okullarda kapandı bu yaz bana da alır mısınız?&lt;br /&gt;Babası hemen cevap vermedi,&lt;br /&gt;-Dur bakalım biraz düşünelim dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cancan çok sinirlenmişti. Babası ne zaman böyle dese kesin alırdı. Neden Bilgice alıyorlardı ki bisikleti o da istiyordu. Çok kızmıştı uykum var diyerek odasına gitti.&lt;br /&gt;Aradan birkaç gün geçti. Cancan bisiklet olayını unutmuştu bile. Ama o akşam annesinde bir gariplik vardı. Babanızın size yemekten sonra bir sürprizi var dedi. Heyecanla yemeklerini yediler.&lt;br /&gt;-Hadi baba söyle sürprizin ne diye zıplayıp duruyorlardı.&lt;br /&gt;Babası kapının arkasına bakın dedi. Gözlerine inanamıyorlardı bu kıpkırmızı bir bisikletti. Bilgiç sevincinden babasının boynuna sarıldı. Cancan’ın gözleri dolmuştu neredeyse ağlayacaktı.&lt;br /&gt;Babası&lt;br /&gt;-Bu bisiklet hepinizin ama Bilgice veriyorum sorumluluğunu. Sırayla binersiniz dedi. Bunun anlamı Bilgiçten başkasının o bisiklete binemeyeceğiydi. Eşyalarını o kadar sahipleniyordu ki başkasının dokunmasına izin vermiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de öyle oldu. Bilgiç her akşam bisikletini temizler, parlatır ve merdiven altına zincirlerdi. Cancan yalvarırdı bir kere binebilmek için ama o hiç izin vermezdi.&lt;br /&gt;Bir süre sonra Cancan bisikleti unuttu. Sabahtan akşama kadar yeniden sokakta koşturmaya başladı.&lt;br /&gt;Dışarıda büyülü bir dünya onu bekliyordu. Kimseye anlatmadığı küçük bir sırrı bile vardı. Bir akşam eve dönerken yüzüne düşen yağmur damlarlarını hissedip gökyüzüne bakmıştı. Bir de ne görsün her yer rengarenk bulutlarla kaplanmıştı. Her bir buluttan aynı renkte damlacıklar yeryüzüne düşüyordu. Sonra bir ses duydu öfkeli bir adam sesi. ‘daha hızlı daha hızlı’ diye bağırıyordu. Kim olduğunu tam olarak seçememişti ama onun bulutların kralı olduğunu anlamıştı. Kralın nereye yetiştiğini ve neden rengarenk bir yağmur yağdığını hiçbir zaman anlamamıştı ama her gün aynı saatlerde kralı beklemekten de vazgeçmemişti. O günden sonra tekrar kralı göremese de ara sıra renkli bulutları görüyordu. Kafasına koymuştu bir gün o da oraya gidecekti ve kralı bulacaktı.&lt;br /&gt;Ona göre pembe renkli olan bulutlar şekerden yapılmışlardı tatları çok güzeldi. Büyük ihtimalle kral sarı olanları uyumak için kullanıyordu, sıcacık olmalıydılar. Ama mor olanların ne işe yaradığını bilmiyordu. Bunu gidince kralın kendisine sormalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı bisikleti unutup sokakta oynadığı günlerden birinde rengarenk bulutlar gökyüzünde belirdi. Cancan hemen arkadaşlarıyla oynadığı oyunu bırakıp bulutları takip etmeye başladı. Bulutlar rüzgarla daha hızlı hareket etmeye başladıkça cancan da daha hızlı koşmaya çalışıyordu. Ama bir türlü yetişemiyordu. En sonunda yokuş aşağı bir sokağın başına geldi bir de ne görsün, bütün bulutlar yokuşun sonundaydılar. Cancan çok hızlı koşarsa ve üstlerine atlarsa onları yakalayabilecekmiş gibi hissetti. Bütün gücüyle koşmaya başladı. O koştukça bulutlar daha uzağa gittiler. Cancan gözlerini kapadı koştu koştu koştu ve bulutların üstüne atladı. Bir süre boşlukta düşer gibi oldu sonra altında yumuşacık bir yer hissetti. Yavaşça gözlerini açtı ve kendini yatağında buldu. Çok şaşırmıştı bu nasıl olmuştu ki? Acaba rüyamı görmüştü? Her halde rüyaydı diyip mutfağa annesinin yanına gitti. Cancan’ı görünce&lt;br /&gt;-saçlarındaki o renkli şeyler de ne dedi annesi.&lt;br /&gt;-Renkli şeyler mi?&lt;br /&gt;Sonra birden bire her şeyin gerçek olduğunu anladı, saçlarındakiler de bulut parçalarıydı. Sevinçten ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen tekrar denemek için dışarı çıktı ama hava çoktan kararmış ve tek bir bulut bile kalmamıştı. Olsun yarın başaracağım diye düşündü.&lt;br /&gt;Ertesi sabah aynı sokağa tekrar gitti bulutlar gene yokuşun bittiği yerde bekliyorlardı. Koşabildiği kadar hızlı koştu ve atladı. Ama gözlerini açtığında kendini gene yatağında buldu. Üstü başı rengarenk bulutlara bulanmıştı. Koşarak dışarı çıktı ve tekrar denedi ama faydası olmuyordu. Ne kadar hızlı koşarsa koşsun bulutları yakalayamıyor ve anlayamadığı bir şekilde yatağına düşüyordu.&lt;br /&gt;Akşam bir plan yaptı eğer Bilgicin bisikletini alırsa bulutlara daha hızlı ulaşabilir ve onları yakalayabilirdi.&lt;br /&gt;Sabah gizlice bisikleti kaçırdı ve yokuşun başına gidip bulutların gelmesini bekledi. Bulutlar göründüğü zaman hemen bisikletine atladı hızla bulutların üstüne sürdü. Bir süre sonra bisiklet havalandı. Cancan pedalları çevirmeye devam etti. O kadar korkuyordu ki aşağıya bakamıyordu. Sonra bisiklet yere kondu ve yerde ilerlemeye devam etti.Ancak o zaman Cancan gözlerini açmaya cesaret etti. Ama gördükleri karşısında sanki büyülenmişti. İnanamıyordu. Sonunda başarmıştı. İşte bulutların üstüne kırmızı bisikleti ile ilerliyordu. Her yanda çeşit çeşit renklerde pamuk bulutlar vardı. Bisikleti uçar gibi bunların üstünden geçiyordu. Pembe buluta gelince Cancan bisikletinden aşağı indi. Bir parça bulut kopardı ve tadına baktı gerçektende şekerdendi bu bulut. Bir parça daha koparıp iştahla yedi. Şimdi kralı bulması gerekiyordu. Bisikletine tekrar bindi ve onu aramaya başladı. Kral görünürlerde yoktu Cancan da yorulmaya başlamıştı. Sarı bulutlardan birinin üstüne kıvrıldı ve uyumaya başladı. Bir süre sonra birinin ona seslendiğini duydu. Gözlerini açtığında başının tam üstünde bir kuyruklu yıldız duruyordu. Kuyruklu yıldızın üstünde de kral oturuyordu. Kralı görünce çok heyecanlandı.&lt;br /&gt;-sen kralsın değil mi?&lt;br /&gt;Kuyruklu yıldızdaki adam bir süre şaşkınlıkla bakakaldı sonra da kahkahalarla gülmeye başladı.&lt;br /&gt;-Ben kralım demek hahaha? Demek beni kral sanıyorsun?&lt;br /&gt;-Evet seni sürekli görüyorum yer yüzünden. Zaten buraya da seni bulma geldim neden bu kadar çok güldüğünü anlayamıyorum. Cancan kendisiyle dalga geçilmesine çok sinirlenmişti.&lt;br /&gt;-Çünkü burada kral yok. Aslına bakarsan bu bulutlarda bulut çocuk ve benden başka kimse de yok.&lt;br /&gt;-Bulut çocuk da kim?&lt;br /&gt;-Bütün bulutların sahibi.&lt;br /&gt;-Nerede şuanda beni ona götürebilir misin?&lt;br /&gt;-Seni görmek isteyeceğini sanmıyorum yabancılardan hiç hoşlanmaz.&lt;br /&gt;-Beni ona götür eğer istemezse geri dönerim.&lt;br /&gt;Adam Cancan’la daha fazla başa çıkamadı ve onu da kuyruklu yıldıza aldı. Yıldız hızla bulutlardan uzaklaştı. Cancan nereye gittiklerini merak ediyordu.&lt;br /&gt;-Bulut çocuk neden bulutlarda yaşamıyor? Burası çok güzel.&lt;br /&gt;-Çünkü onun evi şuradaki büyük bulutun arkasında. Senin gördüğün bu küçük bulutlara ancak ara sıra gezmek için gelir.&lt;br /&gt;-Geçen gün seni bir bulutun üstünde gördüm. Sürekli daha hızlı daha hızlı diye bağırıyordun. Nereye yetişmeye çalışıyordun?&lt;br /&gt;-sanırım şu pembe bulutların tadına bakmışsın ağzının her tarafına bulaşmış.&lt;br /&gt;Cancan evet anlamında başını salladı. Bulutları izinsiz yediğini için yakalanması onu utandırmıştı.&lt;br /&gt;-İşte Bulut çocuk o şekerlerden yemek istedi ve alıp getirmem için de beni gönderdi.&lt;br /&gt;-Neden seni gönderdi? Kendisi gelip alabilirdi.&lt;br /&gt;-Benim görevim bu onun istediği her şeyi yerine getirmek. Ama o kadar huysuz ki hiçbir şeyden memnun olmuyor.&lt;br /&gt;-Neden peki?&lt;br /&gt;-Bilmiyorum . O hep böyleydi. Konuşurlarken Pamuk çocuğun yaşadığı şatoya gelmişlerdi bile. Kuyruklu yıldızdan indiler.&lt;br /&gt;Şato inanılmayacak kadar büyük bir buluttan oluşuyordu. Her bir bölümü ayrı bir renkteydi. Cancan bu büyüleyici şatoya bakakalmıştı. Burada tek başına mı yaşıyor diye düşündü. Bu çocuğu çok merak ediyordu. Ama o gün göremedi. Bulut çocuk onunla konuşmayı kabul etmemişti. Ne kadar tuhaf biri diye düşündü Cancan.&lt;br /&gt;Bulut çocuğun hizmetkarı, Cancan’a odasını gösterdi.&lt;br /&gt;-Seni görmek istemediği için üzülme sakın. Ben sana söylemiştim çok huysuzdur diye. Bu gece burada kalabiliisin ama yarın evine geri dönmen gerekiyor.&lt;br /&gt;-Yani onu göremeyecek miyim?&lt;br /&gt;-Ne yazık ki göremeyeceksin.&lt;br /&gt;Cancan bu işe hiç sevinmemişti. Bulut çocuğu çok merak ediyordu fakat artık başka bir sebepten daha görmek istiyordu. Onu burada bu harika yerde yaşadığı için çok şanslı olduğunu söylemeliydi. Bu kadar huysuz olması için bir sebep yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah erkenden kalktı ve Bulut Çocuğu aramaya başladı. Fakat şato o kadar büyüktü ki nereye bakması gerektiğini bir türlü bilemiyordu. Her girdiği oda birbirinden güzeldi ama hepsi de boştu.&lt;br /&gt;-Burada hala ne arıyorsun diyen sesle irkildi Cancan. Arkasını döndüğünde kendi yaşlarında bir kız çocuğu ile karşılaştı.&lt;br /&gt;-Ben Bulut çocuğu arıyorum.&lt;br /&gt;-Ben Bulut çocuğum ne istiyorsun benden? Sana bu sabah gitmeni söylemiştim sen hala buradasın.&lt;br /&gt;-Gerçektende çok huysuzmuşsun.&lt;br /&gt;Bulut çocuk hiçbir şey söylemedi yürümeye devam etti. Cancan da onu takip etti. Bir süre sonra büyük bir odaya girdiler. Odanın ortasında çeşit çeşit yiyeceklerde donatılmış bir masa vardı.&lt;br /&gt;-Aç mısın diye sordu Cancan’a.&lt;br /&gt;-Evet çok acıktım.&lt;br /&gt;Birlikte yemek yemeğe başladılar. Cancan dayanamadı ve&lt;br /&gt;-Neden bu kadar mutsuzsun burada harika bir yaşamın var diye sordu.&lt;br /&gt;-Harikamı? Buranın neresi harika?&lt;br /&gt;-Bulutların üstünde yaşıyorsun. Harika bir evin var etrafın şeker bulutlarıyla çevrili daha ne istiyorsun.&lt;br /&gt;-Hiç arkadaşım yok ama.&lt;br /&gt;-Bu o kadar önemli mi? ben burada olmayı tercih ederdim.&lt;br /&gt;-Çok yanılıyorsun. Ben ise senin yerinde olmak isterdim. Her gün arkadaşlarınla oynadığınız oyunları seyrediyorum. Çok eğleniyorsunuz.&lt;br /&gt;-Sen de bizimle oynayabilirsin.&lt;br /&gt;-Bu mümkün değil buradan ayrılamam.&lt;br /&gt;-Ama neden eğer ben gelebildiysem sende benim yanıma gelebilirsin.&lt;br /&gt;-Hayır bu o kadar kolay değil. Burada kalıp bu şatoyu korumam gerekiyor. Sen sadece gökyüzünün bir kısmını gördün birde siyah bulutların olduğu kısım var. Sık sık pamuk bulutlara saldırırlar işte o zaman renkli yağmurlar yağdırıp siyah bulutları yok etmem gerekiyor.&lt;br /&gt;-burada kalıp sana yardım edebilirim.&lt;br /&gt;-hayır bu olmaz ailen seni çok merak etmiştir. Artık geri dönmelisin.&lt;br /&gt;-Seni tekrar nasıl göreceğim peki?&lt;br /&gt;Yanıma gelmek istediğin zaman renkli bulutları takip et ve üç defa ‘şeker bulut’ diye seslen. Seni yanıma alırım.&lt;br /&gt;-Tamam ama sen de bana bir söz ver. Eğer canın sıkılırsa bana bir işaret gönder hemen gelirim. Bir daha huysuzluk yapma kimseye. İki kız kikirdeşmeye başladılar. Sanki yıllardır birbirini tanıyan iki yakın arkadaş gibiydiler.&lt;br /&gt;-Bisikletim nerde diye panik halde sordu Cancan. Eğer onu kaybederse Bilgiç çok kızardı.&lt;br /&gt;-Merak etme bisikletini getirttim işte orada. Hadi gel dışarı çıkalım artık gitmelisin.&lt;br /&gt;Cancan bisikletine bindi ve yavaşça pedalları çevirmeye başladı. Yumuşacık bulutların üstünde yavaşça ilerliyordu. Birden bisiklet hızlandı ve aşağı doğru düşmeye başladı. Cancan gözlerini kapattı. Bir süre sonra annesinin sesiyle gözlerini açtı.&lt;br /&gt;-Cancan seni çok merak ettik iyi misin?&lt;br /&gt;Cancan neler olduğunu anlamamıştı.&lt;br /&gt;-Ne oldu anne diye sordu yatakta doğrulurken.&lt;br /&gt;-Bisikletten düştün. Başını çarpmışsın dün akşamdan beri kendinde değildin bizi çok korkuttun.&lt;br /&gt;-Yani dünden beri uyuyor muyum ben?&lt;br /&gt;-Evet. Sana yiyecek bir şeyler getireyim acıkmışsındır. Annesi odadan çıktı. Ama Cancan hiç aç değildi daha bir iki dakika önce Bulut çocukla beraber tıka basa yemek yemişlerdi.&lt;br /&gt;‘demek hepsi rüyaymış’ diye düşündü. ‘Halbuki ne kadar da gerçekti’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iki gün sonra Cancan’ın hiçbir şeyi kalmamıştı. Tekrar sokağa çıkmak için sabırsızlanıyordu.&lt;br /&gt;Akşam yemekte ‘sana bir sürprizim var’ dedi babası Cancan’a ve odasına bakmasını söyledi. Cancan koşarak odasına gitti gözlerine inanamıyordu bu yepyeni bir bisikletti. Hem de rengarenk tıpkı bulutlar gibi diye düşündü. Çok sevinmişti. Ertesi sabah olmasını sabırsızlıkla bekledi ve hemen bisikletine binmek için sokağa çıktı. O kadar erken çıkmıştı ki sokakta başka kimse yoktu. Kendi kendine dolaşmaya başladı. Farkında olmadan yokuşun başına gelmişti. Aşağı bakınca bulutları gördü birden heyecanlanmıştı. Belki de olanlar rüya değildi. İçinde ‘şeker bulut, şeker bulut’ diye tekrarladı. Gözleri kapalıydı ama hala olduğu yerde kaldığını hissedebiliyordu. Ayağının altında bulutlar yoktu. Hayal kırıklığına uğramıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ben de artık beni görmek istemediğini düşünmeye başlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cancan gözlerini açtı. İnanamıyordu Bulut çocuğun şatosundaydı.Demek ondan bulutları hissedememişti.&lt;br /&gt;İki çocuk sevinçle birbirlerine sarıldılar, konuşacak ve birbirlerine anlatacak çok şeyleri vardı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;(Çocukluk anılarından ilham aldığım canım anneme...)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-733978550078311755?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/733978550078311755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=733978550078311755' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/733978550078311755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/733978550078311755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/11/bulut-ocuk.html' title='Bulut Çocuk'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RyyBTjV9DeI/AAAAAAAAAKM/ON7OAHehhAI/s72-c/200470992-001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-5439317057446186278</id><published>2007-07-09T17:50:00.000+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:30.347+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miniklere Masallar'/><title type='text'>Tekmeci Yaramazlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RpJLu8TFtUI/AAAAAAAAAJY/79XUDBBCeFU/s1600-h/57359790.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5085210199086970178" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RpJLu8TFtUI/AAAAAAAAAJY/79XUDBBCeFU/s200/57359790.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Üç yaramaz çocuk mahalledeki herkesi bezdirmişti. Büyükler ayrı şikayetçi, küçükler ayrı şikayetçiydi onlardan. Yaramazlık yapmadan geçirdikleri bir gün bile yoktu. Hele okullar kapandıktan sonra sabah erkenden buluşup akşam güneş batana kadar eve girmezlerdi. Diğer çocuklarının oyunlarını bozar, kızları ağlatır, komşularının bahçelerinden kiraz çalarlardı. Sürekli sokakta oynamaktan üstleri başları kirlenir yaralanmadık yerleri kalmazdı. Üçünün de dizlerinde kocaman kocaman yaralar vardı. Daha birinin kabuğu kuruyup düşmeden yenisi oluşuyordu.&lt;br /&gt;Son zamanlarda bir de tekerleme takılmıştı dillerine. Üçü kol kola girip &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;strong&gt;“Çekilin yoldan geliyor kaptan; önümüze gelene bin tekme”&lt;/strong&gt; diye avaz avaz bağırıp gerçekten de önlerine çıkanlara tekme atıyorlardı. Tekmeyi yiyen çocuklar ağlayarak kaçarken tekmeci yaramazlar keyiflerinden kahkahalar atarlardı. Tam bir baş belası olmuşlardı zamanla.&lt;br /&gt;Gene o gün de sabah erkenden buluştular. Yapmadıkları yaramazlık kalmadı. Evcilik oynayan kızların oyunlarını bozdular, bez bebeklerini alıp ağaca attılar. Yaşlı kadın elinde bastonu ile camdan çıkana kadar bahçesinde bulunan ağaçtaki bütün şeftalileri kopardılar. Yaşlı kadın arkalarından “sizi gidi yaramaz çocuklar hepinizi annenize şikayet edeceğim” diye bağırırken onlar çoktan bahçe duvarında atlamış şeftalileri yiyerek son sürat koşuyorlardı. Çok eğlenmişlerdi ama her tarafları şeftali suyu olmuştu; yapış yapıştılar.&lt;br /&gt;İçlerinden biri hadi şuradaki çeşmede ağzımızı yıkayalım dedi. Kol kola girdiler bir yandan yürüyüp bir yandan tekerlemeyi söylemeye başladılar.&lt;br /&gt;“Çekilin yoldan geliyor kaptan. Önümüze gelene bin tekme…”&lt;br /&gt;Çeşmenin başına gelince ne görsünler. Küçük bir kız çocuğu ağacın altında ciyak ciyak ağlıyor. Tekmeci yaramazlar için bir eğlence daha çıkmıştı. Hemen tekerlemeyi söyleyerek kıza doğru gittiler. Ama kızın korkup kaçacağı yoktu. Onları görünce daha da çok ağlamaya başladı. Şimdiye kadar hiç bu kadar süslü bir kız görmemişlerdi. Üzerinde pembe kabarık etekli bir elbise vardı. Eteğinin altından kat kat tüller görünüyordu. Saçları özenle lüle lüle yapılıp tepesinden kocaman, elbisesi ile aynı renkte pembe bir kurdele ile toplanmıştı. Kız tepinip zıpladıkça lüleleri de onunla birlikte zıplıyordu.&lt;br /&gt;Çocuklar;&lt;br /&gt;-Çekil önümüzden yoksa tekmeyi yersin. Buraların kaptanı biziz. Diye bağırdılar.&lt;br /&gt;Kız kısa bir süre için sustu ve şaşkın şaşkın, gözlerini kocaman açarak onlara baktı. Sonra eskisinden de fazla ciyaklayarak bir şeyler anlatmaya başladı. Tekmeci yaramazlar bu kızdan ve çıkardığı kulak tırmalayan sesten çok sıkılmışlardı. Onunla uğraşmaktan vazgeçip yollarına devam etmek istediler. Fakat bu sefer de kız onların gitmesine izin vermedi. Önlerine geçti iki elini beline dayayıp,&lt;br /&gt;-Kedimi şu ağaçtan kurtarmadan hiçbir yere gidemezsiniz dedi.&lt;br /&gt;-Bize ne senin kedinden. Kendin kurtar. Hem bizim başka işlerimiz var çekil önümüzden yoksa tekmeyi yersin diyerek kıkırdaştılar.&lt;br /&gt;Bunu duyan kız öyle bir çığlık attı ki yer yerinden oynadı. Deminki ağlayan pembeli kız avaz avaz bağıran bir canavara dönüşmüştü.&lt;br /&gt;-O ağaca çıkıp kedimi kurtaracaksınız. Bu prenses elbisemle herhalde benim çıkmamı beklemiyorsunuz. Hem bana yardım etmezseniz bütün gün ne yaptığınızı ve bana da yardım etmediğinizi annelerinize söylerim. Dedi.&lt;br /&gt;Bunu duyan çocuklar biraz korkmuşlardı. İşin içine anneler karışmamalıydı. Annelerin öğrenmesi demek ceza demekti. Gönülsüz bir şekilde içlerinden biri ağaca çıktı. Ama kediyi yakalayamıyordu. O çıktıkça kedi daha yukarıya kaçıyordu. Sonra diğer çocuk da ona yardım etmek için ağaca tırmandı. Sonunda pembeli kızın kedisini yakaladılar ve aşağıya indiler. Elleri ve yüzleri tırmık içinde kalmıştı.&lt;br /&gt;-Çok çirkin bir kedin varmış. Bunun için mi bizi bu kadar uğraştırdın dedi çocuklar. Küçük kıza yardım etmiş olmayı kendilerine yediremiyorlardı.&lt;br /&gt;Ama kızın onları duyacak hali yoktu. Kedisine kavuştuğu için çok mutluydu. Teşekkür etti ve koşarak gitti.&lt;br /&gt;Tekmeci yaramazların morali biraz bozulmuştu. Kendilerine iyilik yapmayı yakıştıramıyorlardı. İçlerinden tekerleme söylemek gelmedi. Hava da kararmak üzereydi evlerine gittiler.&lt;br /&gt;Ertesi sabah buluştuklarında bir gün önce olanları çoktan unutmuşlardı. Komşularının ağacına tırmanıp doyana kadar kiraz yediler. Gene koşturdular, gene yaramazlık yaptılar. Canlarının sıkıldığı bir an diğer çocukların yanına gidip onları kovalamak istediler. Kol kola girdiler başladılar hep bir ağızdan&lt;br /&gt;“Çekilin yoldan geliyor kaptan, önümüze gelene bin tekme” demeye. Ama bu sefer bir tuhaflık vardı. Kimse kaçmıyordu. Tersine onları gördüklerine sevinmiş gibiydiler. İşin aslını kısa bir süre sonra anlattılar. Pembeli kız, dün olanları herkese ballandıra ballandıra anlatmıştı ve şimdi mahallenin tüm çocuklarının gözünde onlar birer kahramandı. Ama kahraman olmak istemiyorlardı tekmeci yaramazlar. Eskisi gibi herkesin onlardan korkmasını ve kaçmasını istiyorlardı. Onlar kaçmadıktan sonra tekerlemenin ne anlamı vardı?&lt;br /&gt;Oradan hızla uzaklaştılar. Günler hızla geçiyordu ama durumda bir değişiklik yoktu. Bütün kızlar onlara hayrandı. Bütün erkekler onlarla arkadaş olmak istiyorlardı. Herkes onları oyunlarına davet ediyordu. Sonunda tekmeci yaramazlar pes ettiler. Diğer çocuklarla da oynamaya başladılar. Hatta bu durumu sevmeye bile başlamışlardı. Kimse sözlerinden dışarı çıkmıyordu. Onlarda ara sıra ağaçlardan kedileri indiriyor, küçük kızları mutlu ediyorlardı. Bu kızlardan biri yanaklarına ufacık bir öpücük kondurursa da utançtan kıpkırmızı olup hemen kaçıveriyorlardı. Gene ağaçlara tırmanıp kiraz yiyorlardı. Bu sefer aşağıda onlara gözcülük edecek en az iki kişi oluyordu. Daha sonra ceplerine doldurdukları meyveleri onlarla da paylaşıyorlardı.&lt;br /&gt;Hem artık yeni bir tekerleme öğrenmişlerdi:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“yağ satarım bal satarım, ustam ölmüş ben satarım...”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-5439317057446186278?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/5439317057446186278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=5439317057446186278' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/5439317057446186278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/5439317057446186278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/07/tekmeci-yaramazlar.html' title='Tekmeci Yaramazlar'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RpJLu8TFtUI/AAAAAAAAAJY/79XUDBBCeFU/s72-c/57359790.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-5172768792136999918</id><published>2007-05-29T17:40:00.000+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:30.704+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zümrüd-ü Anka Kuşu'/><title type='text'>Zümrüd-ü Anka Kuşu ve Keloğlan</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Rlw7vNSAN-I/AAAAAAAAAGM/_nGGnthgZT0/s1600-h/Keloglan1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5069992962717399010" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Rlw7vNSAN-I/AAAAAAAAAGM/_nGGnthgZT0/s200/Keloglan1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Zümrüd-ü Anka’nın ilk gelişinin üstünden çok zaman geçmişti. Artık Tolga gördüklerinin bir hayal olduğun inanmaya başlıyordu. Kaç gece camın kenarında tekrar gelirse diye saatlerce beklemişti. Ama Zümrüd-ü Anka gelmiyordu. Ne olmuştu acaba? Kuşkan ülkesinde her şey yolundamıydı? Ya kötü bir şey olmuşsa diye endişeyle iç geçirdi Tolga, hayal ve gerçek arasında yaşadıklarını düşünürken. Oturduğu yerden yavaşça kalktı, elinde pullarla süslediği kuşların efendisinin resmi vardı. Tam arkasını dönmüş yatağa doğru giderken, rengarenk güçlü ışığı fark etti. Olduğu yerde dondu kaldı, heyecandan kalbi çok hızlı atıyordu. Sadece kendisinin duyabileceği bir sesle işte geldi diye mırıldandı. Gittikçe yaklaşmakta olan Zümrüd-ü Anka’nın kanat seslerini duyabiliyordu. Camın yanına gitti ve kendisine doğru gelen ışığı izlemeye başladı.&lt;br /&gt;Zümrüd-ü Anka her zamanki muhteşemliğiyle camın önündeydi. Tolda da dışarı çıktı.&lt;br /&gt;— Nerede kaldın. Seni çok merak ettim. Başına bir şey geldiğini sandım.&lt;br /&gt;Her zamanki gibi gözleriyle konuşmaya başladı Zümrüd-ü Anka;&lt;br /&gt;— Merak etme her şey yolunda. Kuşkan ülkesinin uçsuz bucaksız bahçelerinde barış hakim. Yalnız çözmem gereken bir sorun vardı. Eski bir dost, hem de çok eski benden yardım istedi. Sen bilir misin Keloğlanı? Başı kel, boyu kısa oğlanı?&lt;br /&gt;— Ama Keloğlan sadece bir masal nasıl geldi senin yanına?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Kim bilebilir ki asıl masal ne? Nerede yaşanır? Belki sen masal kahramanısındır da Keloğlan gerçektir.&lt;br /&gt;Belki de her inanan insanla beraber masallar gerçek oluyordur? Ya gerçekse Kaf Dağındaki cennet, ya gerçekten Şahmaran’la Tepegöz arkadaşsa o bahçelerde?&lt;br /&gt;Ey gökkuşağından renkli Zümrüd-ü Anka,&lt;br /&gt;Masalların büyülü kuşu, Kuşkan Ülkesinin efendisi&lt;br /&gt;Her şeyi bilen bilge.&lt;br /&gt;İnanıyorum sana, inanıyorum masallara…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;— Sen ne kadar gerçeksen o da o kadar gerçek. Senin gibi her inanan çocukla masal dünyası hayat buluyor. Bahçemdeki meyveler daha da tatlanıyor. Kim midir bu Keloğlan, kulak ver de dinle hikayesini o zaman.&lt;br /&gt;“ Bundan çok uzun zaman önce, doğuştan kel bir oğlan yaşarmış. Bu keloğlan, keleş oğlan annesinin bir tanesiymiş. Zaten birbirlerinden başka kimseleri de yokmuş. Ufacık bir evde yaşarlarmış. Fakirde sayılmazlarmış, zenginde. Aç kalmazlarmış ama çok da doymazlarmış. Yani yuvarlanıp giderlermiş. Keloğlan’ı herkes severmiş. Kimseye bir zararı yokmuş, iyi kalpliymiş ama biraz da safmış. Her şeye çabuk inanırmış ama bazen de o kadar akıllı konuşurmuş ki dinleyenler şaşar kalırmış. Keloğlan her işi yaparmış, bazen ormandan odun keser, bazen balık tutar bazen de tavuklarının yumurtalarını satarmış pazarda. Annesi ise o kadar yaşlıymış ki evin dışına pek çıkmaz çıksa da çok uzaklaşmazmış. Hemen yorulur eve geri dönermiş.&lt;br /&gt;O sabah da her zamanki gibi erkenden kalkmış Keloğlan. Tavukların yumurtalarını toplamış, sepete yerleştirip pazara gitmiş. Yumurtaların tamamını satıp eve döndüğünde annesi evde yokmuş. Komşuya gitmiştir birazdan gelir diye düşünmüş. Ama zaman ilerledikçe endişelenmeye başlamış. Annesini aramaya çıkmış, bütün komşulara sormuş ama gören yokmuş. Üzüntü içinde eve dönerken bir çobana rastlamış ona da annesini görüp görmediğini sormuş. Çoban “Senin annen miydi bilmem ama ormanın kıyısında yaşlı bir kadın gördüm” demiş. Keloğlan hemen ormana gitmiş bir yandan annesine sesleniyor bir yandan da her tarafta onu arıyormuş. Sonunda bir kuyunun başına gelmiş. Bir de ne görsün annesinin bastonu kuyunun yanı başında duruyor. Hemen kuyunun etrafına bakmış ama annesi orada da yokmuş. “Ah annecim nerdesin, nereye gittin” diye ağlamaya başlamış. Tam o sırada kuyunun içinden bir kahkaha sesi yükselmiş.&lt;br /&gt;“Annen artık benim tutsağım. Onu bir daha görmek istiyorsan bana dünyanın en değerli şeyini getirmelisin” demiş kuyu.&lt;br /&gt;“Ama ben fakir bir Keloğlanım nereden bulayım dünyanın en değerli şeyini. Bırak anneciğimi, bırak da evimize gidelim” diye yalvarmış Keloğlan. Ama kuyu dinlememiş. İstediğimi vermezsen anneni asla bırakmam demiş, başka da bir şey dememiş. Keloğlan ağlaya ağlaya evine dönmüş. Hava kararmak üzereymiş. Bütün gece hazırlık yapmış. Yanına biraz yiyecek biraz da içecek almış ve güneş doğmadan yola çıkmış. Çıkmış çıkmasına da nereye gideceğini bilmiyormuş. Saatlerce yürümüş, çok yorulmuş. Karşısına bir göl çıkmış tam bu sırada. Biraz şu göl kenarında dinleneyim demiş. Bir ağacın gölgesine oturmuş yanındaki yiyecekleri yemeye başlamış. Çok güzel bir gölmüş, suyu pırıl pırıl parlıyormuş. İçinde rengarenk balıklar zıplaya zıplaya yüzüyorlarmış. Balıkların bazıları altından, bazıları gümüşten bazıları ise yakuttanmış. Bilse bilse bu balıklar bilir dünyanın en değerli şeyinin ne olduğunu diye düşünmüş. Balıklara seslenmiş. Rengarenk balıklar dans ederek Keloğlanın yanına gelmişler.&lt;br /&gt;“Bizden ne istiyorsun Keloğlan” diye sormuşlar. Keloğlanda başından geçenleri anlatmış ve dünyanın en değerli şeyinin ne olduğunu sormuş.&lt;br /&gt;“Doğru yere geldin keleş oğlan. Her dolunayda bir peri kızı gelir gölün kenarında oturur ve şarkı söyler. Biz de onun şarkılarını dinleyip dans ederiz. Dans ederken pullarımız dökülür. Bu dökülen pullarımızı gölün dibindeki su perisi toplar ve onlardan bir elbise yapar. Peri kızının şarkısı bittiği zaman su perisi de elbiseyi bitirmiş olur. Ama bu paha biçilemez elbisenin güzelliğini kadar kıskanır ki hemen yok eder. İşte dünyanın en değerli şeyi budur çünkü bizim pullarımız altın ve yakuttandır. Dolunayda gelip peri kızının şarkısını bitirmesini beklemelisin sonra da gölün dibine dalıp su perisi elbiseyi yok etmeden onu almalısın”&lt;br /&gt;Keloğlan bu duyduklarına çok sevinmiş. Dolunay olana kadar beklemiş. Gerçektende o akşam gökten bir peri kızı gelmiş ve şarkı söylemeye başlamış. Balıklar dans etmişler, dans ettikçe pulları dökülmüş. Tam Peri kızının şarkısı bitecekken Keloğlan suya atlamış ve dibe doğru yüzmüş. Su perisini bulması hiç zor olmamış; elindeki elbise ışıklar saçıyormuş. Tam Su perisi elbiseyi yok edecekken Keloğlan elinden almış ve hızla yukarı doğru yüzmeye başlamış. Keloğlan o kadar hızlıymış ki peri ne olduğunu anlayamamış bile. Balıklara teşekkür etmiş ve hemen kuyunun başına gitmiş.&lt;br /&gt;“İşte sana dünyanın en değerli şeyini getirdim şimdi annemi geri ver” demiş&lt;br /&gt;“Bakalım neymiş getirdiğin; içeri at da görelim” diye cevap vermiş kuyu. Keloğlan elbiseyi kuyunun içine atmış.&lt;br /&gt;Kuyu kahkahalarla gülmüş.&lt;br /&gt;“Ben ne yapayım bu elbiseyi benim için hiçbir önemi yok. Bana dünyanın en değerli şeyini getiremedin” demiş. Keloğlan çok üzgünmüş. Şimdi nereye gideceğini bilmiyormuş. Ormanın içinde yürümeye başlamış. Bir süre sonra yorgunluktan bir kayanın dibine oturup uyumuş. Sabah daha güneş doğmadan dünyada duyduğu en güzel sesle uyanmış. Sesin nereden geldiğini anlamak için etrafına bakınmış. Tam kafasının üstündeki ağacın dalında, mor renkli bir kuş oturuyormuş, güzelim sesi ile şarkı söyleyen de oymuş. “Sen de kimsin?” diye sormuş Keloğlan.&lt;br /&gt;“Ben dünyanın en güzel kuşuyum, benden daha güzel sesi olan başka bir canlı yoktur şu dünyada. Tüylerimin rengini görüyor musun? Güneşin altında nasıl da parlıyorlar. Hem benim bir tek tüyüm dünyaya bedeldir. Tek bir tüyüme bile sahip olan insan dünyanın en değerli şeyine sahip olmuş olur. Bütün dertlerini unutur. Her canı sıkıldığında tüyü kulağına götürmesi yeterlidir. Hiç kimsenin duymadığı birbirinden güzel şarkılar duyar. Ben Tutu kuşuyum, ben dünyanın en değerli şeyiyim” demiş böbürlene böbürlene.&lt;br /&gt;Keloğlan’nın gözleri parlamış. Bu kibirli Tutu kuşunun bir tane tüyünü alabilmek için saatlerce dil dökmüş. Sonunda kuş ikna olmuş ve bir tane tüyünü nazlanarak Keloğlan'a vermiş. Keloğlan mutluluktan uçarak kuyunun yanına gitmiş.&lt;br /&gt;“İşte sana dünyanın en değerli şeyini, Tutu kuşunun tüyünü getirdim” demiş ve tüyü kuyudan içeri atmış. Kuyu gene memnun olmamış.&lt;br /&gt;“Bunun benim için hiçbir önemi yok. Bir kuşun tüyüne ne yapayım ben. Son şansın Keloğlan gene yanlış şeyi getirirsen anneni bir daha hiç göremezsin” diye bağırmış kuyu.&lt;br /&gt;Keloğlan bu sefer çok korkmuş. Sadece bir şansı varmış ve doğru şeyi bulması gerekiyormuş. Yardım etse etse bana yılanların şahı Şahmaran yardım eder, onu bulup ona sormalıyım demiş. Ama bir sorun varmış. Yıllardır kimse Şahmaranı görmüyormuş, yerini bilen de yokmuş. Ormandaki bütün böceklere, hayvanlara, bitkilere Şahmaranı sormuş Keloğlan. Sonunda bir tane bitki dile gelmiş.&lt;br /&gt;“Ben yerini biliyorum çok uzun yıllar önce insanlardan kaçtı şimdi Kaf dağında Kuşkan ülkesinde yaşıyor” demiş.&lt;br /&gt;Kafdağı çok uzaktaymış, şimdiye kadar oraya gidebilen bir insanoğlu yokmuş. Ama Keloğlan annesini o kadar çok seviyormuş ki her şeyi göze almış. Günlerce yürümüş, yorulmak bilmemiş. Dağa yaklaştıkça hava gittikçe kötüleşiyormuş. Önce çok şiddetli bir yağmur yağmaya başlamış. Keloğlan aldırmamış yürümeye devam etmiş. Sonra yumurta büyüklüğünde dolu yağmaya başlamış. Keloğlanın her yeri acıyormuş ama gene durmamış. En sonunda tipi çıkmış, kardan göz gözü görmüyormuş. Keloğlan soğuktan donmak üzereymiş ama gene pes etmemiş yürümeye devam etmiş. Sonunda Kafdağı’nın eteklerine gelmiş. Her yer yemyeşilmiş, güneş tepede parlıyormuş, hava sıcacıkmış. Keloğlan birden bire havanın böyle değişmesine çok şaşırmış. Dağın en tepesine çıkması gerekiyormuş bunu nasıl yapacağını düşünürken kocaman bembeyaz bir kuş uçarak yanına gelmiş.&lt;br /&gt;“Şimdiye kadar olan bütün sınavları başarı ile geçtin Keloğlan. Dileğin her neyse bunu gerçekten istiyorsun anlaşılan. Ama Kafdağının tepesine çıkmadan geçmen gereken son bir sınav daha var. Şuradaki aynayı görüyor musun, onun karşısına geçeceksin. Eğer için dışınla birse ayna bir kapıya dönüşecek ve oradaki merdivenlerle yukarı kadar çıkabileceksin. Ama içinde kötülük varsa şurada gördüğün ağaçlardan birine dönüşeceksin” demiş. Keloğlan aynanın karşısına geçmiş. Keloğlanın içinde tek bir kötülük damlası bile yokmuş. Ayna bir kapıya dönüşmüş, kapıdan içeri girmiş ve merdivenlerden Kaf dağının tepesine çıkmış.&lt;br /&gt;Merdivenlerin sonunda o kadar güzel bir bahçe varmış ki Keloğlan gözlerine inanamamış. Hemen Şahmaran’ı bulmuş. Şahmaran musluğundan bal akan bir çeşmenin başındaymış. Keloğlanı görünce çok şaşırmış. Nasıl şaşırmasın ki şimdiye kadar buraya hiçbir insan gelmeyi başaramamış. Keloğlan her şeyi tek tek anlatmış.&lt;br /&gt;“Ne olur bana yardım et yılanların şahı. Dünyanın en değerli şeyi nedir” demiş.&lt;br /&gt;Şahmaran bir süre sessizce kalmış, sonra&lt;br /&gt;“Dünyanın en değerli şeyi aslında insanın içindedir. Ya vardır ya da yoktur. Yoksa zorla var olmaz. Varsa da asla yok olmaz. İnsanın gözleri hep dışarıyı görür. İçini de görmeyi başarabilirse birçok şeyi daha rahat anlayacaktır. Ama insanoğlu hep o gözleriyle dünya zenginliklerini arar durur, onun uğrunda her şeyi yapar. Sen ki aynadan geçmeyi başardın şimdi de içindekileri görmeyi öğren, onları bul. Benim sana verebileceğim başka öğüt yoktur Keloğlan” demiş.&lt;br /&gt;Keloğlan şaşkınlık içindeymiş. Şahmaran’ın dediklerinden hiç bir şey anlamamış. Kuyuya ne vereceğini de bilmiyormuş. Bu kadar yolu boşuna geldiğini düşünmüş. Günlerce yürümüş kuyunun başına gelmiş. Kuyuyla son bir kez konuşmayı ona yalvarmayı düşünmüş ama sonra bundan vazgeçmiş. Şimdiye kadar getirdiklerini beğenmeyen, benim yalvarmalarıma da kulak asmaz demiş. O kadar üzülmüş o kadar üzülmüş ki hıçkırarak ağlamaya başlamış; gözyaşları kuyunun suyuna karışmış.&lt;br /&gt;“Ben annemsiz ne yaparım, onsuz nasıl yaşarım, onu geri ver” diyormuş bir yandan da.&lt;br /&gt;“Demek anneni bu kadar çok seviyorsun onun için gölün dibinden peri kızının elbisesini getirdin, onun için kibirli Tutu kuşunu tüyünü vermesi için ikna ettin ve onun için şimdiye kadar kimsenin gidemediği Kafdağına gittin. Aslında Bana dünyanın en değerli şeyini getirdin bile. İçindeki sevgi o kadar büyük ki gözyaşların suyuma karışınca anladım. Bana sevgiyi verdin” demiş kuyu ve sularını yükseltmiş. Suyun ortasında annesi oturuyormuş. Keloğlan ve annesi birbirleri ile buluşunca sevinçten ne yapacaklarını şaşırmışlar.Sarmaş dolaş hemen evlerine gitmişler. İkisi de başlarından geçeni anlatmaya başlamış. Aslında kuyu kötü biri değilmiş. Annesine çok iyi davranmış onu çok iyi ağırlamış tek amacı insanlara neyin önemli olduğunu göstermekmiş. Sabaha kadar sohbet etmişler. Keloğlan Şahmaran’ın ne demek istediğini artık anlıyormuş” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;br /&gt;Zümrüd-ü Anka kuşu masalı bitirince artık geri dönmem gerekiyor demiş. Tolga heyecanla atılmış;&lt;br /&gt;“Keloğlan geldiğine göre ben de gelebilir miyim Kafdağı’na” demiş.&lt;br /&gt;“Şahmaran’ın dediklerini unutma, eğer iyilikten vazgeçmezsen, sabredersen ve çok istersen yapamayacağın şey yok. Bir gün sen de gelebilirsin” demiş Kuşların efendisi Zümrüd-ü Anka ve Kafdağı’na doğru uçmuş.&lt;br /&gt;Tolga çok mutluymuş bir gün oraya gideceğine inanıyormuş sabah olsa da babama anlatsam demiş içinden ve yavaşça uykuya dalmış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-5172768792136999918?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/5172768792136999918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=5172768792136999918' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/5172768792136999918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/5172768792136999918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/05/zmrd-anka-kuu-ve-kelolan.html' title='Zümrüd-ü Anka Kuşu ve Keloğlan'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Rlw7vNSAN-I/AAAAAAAAAGM/_nGGnthgZT0/s72-c/Keloglan1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-8837527423936742263</id><published>2007-05-29T11:58:00.001+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:30.840+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Büyüklere Masallar'/><title type='text'>Sandık Kokusu</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RlvrbtSAN9I/AAAAAAAAAGE/lpfmPpP23uM/s1600-h/BearsInTheAttic.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5069904666779727826" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RlvrbtSAN9I/AAAAAAAAAGE/lpfmPpP23uM/s200/BearsInTheAttic.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Tavan arasının yarısı kırık diğer yarısı da kirli tek penceresinden güneş ışığı usulca başını uzattı. İçerde kimsenin olmadığını görünce gönül rahatlığıyla dans ederek kilidi bozuk, anahtarı kayıp sandığın üstüne düştü.&lt;br /&gt;Kış boyunca karanlıkta kalmış olan ve bundan hiç şikayetçi olmayan tavan arası sakinleri bu ani misafirden huzursuz oldular, ama dilleri olmadığı için hiçbir şey söyleyemediler. Güneş ışığı kilidi bozuk, anahtarı kayıp sandığın demir anahtar deliği üzerinde parladı ve havada uçan tozları daha da görünür hale getirdi.&lt;br /&gt;Çok uzun süredir tavan arasına kimse gelmiyordu, sandık da kim bilir ne zaman, geri alınmak üzere oraya bırakılmıştı. Üzerinden oluşan kat kat tozlar, bırakanın bir daha gelmediğinin işaretiydi.&lt;br /&gt;Tavan arasının yarısı kırık diğer yarısı da kirli tek penceresinde, bir zamanların el işi göz nuru dantel bir perde sallanıyordu. Eski ev, el değiştirdikten sonra, yeni sahipleri ne tavan arasını, ne buradaki eşyaları, ne de yıllardır sallanan, sallandıkça da sararan dantel perdeyi umursamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok çok eskiden tavan arası, gününü merdivendeki ayak seslerini dinleyerek geçirirdi. Aslında sadece tek bir ayak sesini önemsiyor, onu bekliyordu. Minik ayaklar her seferinde neşeyle çıkardı merdivenleri. İlk kez oyuncak tavşanını saklamak için geldiğinde tanışmışlardı. Küçük kız onunla konuşmuştu. Evet çocuk dünyasında ona da bir kişilik verip sohbete başlamıştı. “Sakın annemlere söyleme tavşancığın burada olduğunu, çok eskidiği için atmak istiyorlar onu çok iyi sakla.” demişti tavan arasına. Tavan arası kendisine verilen bu görevden memnun saklamıştı küçük kızın küçük oyuncağını. O günden sonra defalarca bu minik ayaklar tavan arasına çıktı her seferinde de bir şeyini emanet etti. Burası onun gizli küçük dünyası olmuştu artık.&lt;br /&gt;Tavan arası bu küçük misafirini ağırlamaktan hiç de şikayetçi değildi. Yıllar geçtikçe ayak seslerinde bir tuhaflık fark etti. Artık eskisi gibi heyecanlı ve minik gelmiyorlardı. Daha sakin, yavaş ve hüzünlüydü. Ne olmuştu küçük kıza?&lt;br /&gt;Küçük kız büyümüştü ve o gün getirdiği her zamankinden farklıydı. Ceviz ağacından yapılmış işlemeli kocaman sandığı zorlukla yukarı taşımıştı. Sandık pırıl pırıldı, genç kızın tek başına taşıyabildiğine bakılırsa çok da dolu sayılmazdı. “Bak sana ne getirdim bu sefer” dedi tavan arasına ve devam etti: “Bu benim çeyiz sandığım içini yavaş yavaş dolduracağım. Gerçi annem sandığı tavan arasında saklamamın uğursuzluk getireceğini söyledi ama kulak asma ona. Sen benim dostumsun onu en iyi sen saklarsın”. Sonra Ceviz sandığın kapağını açtı içinden küçük dantel bir perde çıkarttı. “Bu senin için, ilk yaptığım dantel biraz hatalarım var ama olsun” dedi ve gülümseyerek perdeyi tavan arasının tek camına taktı. Tavan arası çok mutlu olmuştu. Güneş ışığı dantelin delikleri arasından dans ederek odaya girdi ve ceviz sandığın üstüne düştü. Sandık pırıl pırıldı, yeni cilalanmıştı. Tavan arası çok düzenli görünüyordu, etrafta tek bir toz bile yoktu. Küçük kızın zamanla buraya taşıdığı birbiriyle hiç de ilgisi olmayan eşyalar içeri gireni geçmişe götüren huzurlu bir ortam yaratıyordu. Atmaya kıyamadığı, onun için önemli ne varsa buraya getirmişti. Babaannesinin altın rengi ambalajlı rimeli, bir gün yanlışlıkla kırdığı ve annesinden okkalı bir azar işittiği porselen fincan, anneannesinin düğme kutusu, annesinin küçük bir pompayla sıkılan çok şık içi bitmiş parfüm şişesi, babasının piposu ve tabi ki tavşancık yan yana duvardaki rafta duruyorlardı. Yerde çok fazla eşya yoktu. Büyük koyu renk rabıtaların üstünde sadece bir minder, bir ceviz sandık ve bir kasa sarı elma vardı. Elmaları annesi tavan arasına koymak istemişti, vakti gelince bu elmalar hoşafta ve tatlılarda kullanılacaklardı, mutfakta kalabalık yapacaklarına burada durmaları daha iyiydi. Önceleri genç kız buna itiraz etti ama tavan arasına her girişinde mis gibi elma kokusunu duyunca bundan memnun bile olmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;Eskisi kadar sık gelmese de haftada birkaç gün buraya gelip sandığın içine yeni bitmiş bir el bezi ya da masa örtüsü koyuyor, bir tane elma yiyip içinden geçenleri tavan arasıyla paylaşıyordu.&lt;br /&gt;Son gelişinde biraz hüzünlüydü, kapıyı sessizce açtı, elmalara bakmadı bile. Tavşancığı alıp sandığın içine koydu. Elindeki küçük naftalin ve lavanta paketlerini özenle sandığa yerleştirdi. Tavan arasının aralık penceresini kapatıp dantel perdeyi çekti. Kapıdan çıkarken son bir kez baktı tavan arasına, dudakları bir şey söyleyecekmiş gibi aralandı ama sonra sustu. Tavan arası anlamıştı onu, veda etmeye gelmişti. Gitme demek istedi ama nasıl konuşacağını bilmiyordu. rüzgardan yardım isteyeyim o benim yerime konuşur diye düşündü. Penceresini araladı rüzgarı içeri davet etti. İçeri giren rüzgar kızın kulağına gitme diye fısıldadı, hafifçe saçları uçuşuyordu. Anladığından mıdır bilinmez hiç gitmek istemiyorum diye mırıldandı açılan pencereyi kapatırken. Tavan arası üzüntüyle gittikçe azalan ayak seslerini dinledi. Genç kızın her uzaklaşan ayak sesiyle beraber rabıtalarının rengi soldu, içerisi eski ışığını kaybetti. Artık sıradan bir tavan arasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan ne kadar zaman geçti bilinmez, yabancı bir ayak sesi tavan arasına yaklaştı ve kapıyı açtı. İçeri gireni ilk kez görüyordu belki kızdan haber alırım diye ümitlendi ama boşuna. İçeri giren yüzünü buruşturarak etrafına bakındı.” Burası ne kadar köhne, ne kadar pis, bunca zaman ne buldu burada bu kız” diye söylendi. Elinde bir gelinlik vardı, ceviz sandığı açtı ve içine koydu. Kilitledikten sonra anahtarı da alıp çıktı.&lt;br /&gt;O günden sonra birkaç misafiri daha oldu tavan arasının. Ama hiç biri içeri girmedi sadece başlarını kapıdan uzattılar ve içeriyi şöylece bir kolaçan ettiler. Ve kız hiçbir zaman geri dönmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilidi bozuk, anahtarı kayıp ceviz sandığın anahtar deliğinden bir güve çıktı. Kim bilir içerde hangi hatırayı yemişti de böyle mutlulukla karnını ovuşturuyordu. Belki tavşancığın kulağını kemirmişti belki de gelinliğin dantel duvağını. Tavan arası bu güveden hiç hoşlanmamıştı. Tek arkadaşından geriye kalanları böyle oburca yiyemezdi. Gitmesi gerekiyordu dışarı çıkması için dantel perdeyi araladı, cam kırıktı oradan rahatlıkla çıkabilirdi, ama çıkmıyordu. Tavan arası bu güveyle uğraşırken merdivenleri çıkan minik ayak seslerini duydu acaba dedi, gelmiş olabilir mi küçük kız. Tavan arası o kadar uzun süre uyumuştu ki hafızasında her şey birbirine karışmıştı; onu hala küçük bir kız olarak hatırlıyordu. Ayak sesleri yaklaştıkça heyecanlandı, heyecanlandıkça eli ayağına dolaştı, kendine çeki düzen vermesi gerekiyordu. Ama o kadar pis o kadar tozluydu ki ne yapacağını bilemedi. Kapı aralandı bir tek gözleri tanıdık gelen ufak tefek bir ihtiyarcık içeri girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sana güvenebileceğimi biliyordum sana bıraktığım her şeyi çok iyi saklamışsın” dedi.&lt;br /&gt;İhtiyar kadın önce sandığın yanına gitti. Anahtarı kayıp, kilidi bozuk sandık onu görünce hiç sorun çıkartmadı ve kapağını açıverdi.&lt;br /&gt;“Ah bu sandık kokusu, hatıralarım kadar küflü kokuyor ama gene de seviyorum bu kokuyu” dedi. Sonra yaşından beklenmeyecek bir enerjiyle tavan arasını temizledi, camı tamir etti, yerleri cilaladı. Bekle beni diyerek koşarak aşağıya indi, geri geldiğinde elinde bir tabak sapsarı elmalar vardı. Çok uzun bir süreden sonra tavan arası tekrar elma, mutluluk, ışık ve birazda küflü hatıra kokuyordu.&lt;br /&gt;İhtiyarcık yerdeki tek mindere oturdu, kucağında tavşancığı, bir yandan elma yedi bir yandan da anlatmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir bilsen neler oldu, bak sana saklamanı istediğim yeni bir şey getirdim” dedi ve elindeki köstekli saati de pırıl pırıl parlayan ceviz sandığın içine koydu.&lt;br /&gt;Hatıralar elma kokusuyla birleşti, lavantalar buna eşlik etti. İhtiyarcık ve tavan arası her gün buluştular ve dertleştiler. İhtiyarcık anlattıkça anlattı, tavan arası dinledikçe parladı. Hayatlarının en mutlu yıllarını sonuna kadar birlikte geçirdiler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-8837527423936742263?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/8837527423936742263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=8837527423936742263' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/8837527423936742263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/8837527423936742263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/05/sandk-kokusu.html' title='Sandık Kokusu'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RlvrbtSAN9I/AAAAAAAAAGE/lpfmPpP23uM/s72-c/BearsInTheAttic.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-3208872444759032674</id><published>2007-03-27T00:35:00.000+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:31.019+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevgili PötüBör'/><title type='text'>Sevgili PötüBör</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RgjUOxgdJgI/AAAAAAAAADo/TKGBhbStbRg/s1600-h/bxp42043.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5046516732741363202" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RgjUOxgdJgI/AAAAAAAAADo/TKGBhbStbRg/s200/bxp42043.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Tavşan Kardeş gündüzleri o kadar çok yoruluyor ki akşam hemen uyuyor. Ama O da alışacak herkes gibi ceviz toplamaya. Cevizler olmasa nasıl istediklerimizi alırız? Karşılığında ceviz vermeden kim bize birşey verir?&lt;br /&gt;Gerbil Anne gene ormanın öbür ucuna gitti. Kunduz baba ile birlikte kendilerine yeni ve çok büyük bir ağaç ev yapıyorlar. Kunduz Babanın evde kalıp baraj yapması gerekiyor. Gerbil Anne olmasa işler çok zor olurdu.Yakında ikisi de ağaç evde olacaklar.Bizde yanlarına gideceğiz.&lt;br /&gt;Tapir'in uykusu geldi ben de uyuyacağım. Yarın gene çok çalışmamız gerekiyor. Bu cevizleri bulmanın daha kolay bir yolu olmalı?&lt;br /&gt;Gene zor bir orman günü bizi bekliyor...&lt;br /&gt;Bu arada Kunduz Baba masalını bitirdi ama şimdilik sadece ben biliyorum sonunu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-3208872444759032674?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/3208872444759032674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=3208872444759032674' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/3208872444759032674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/3208872444759032674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/03/sevgili-ptbr_26.html' title='Sevgili PötüBör'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RgjUOxgdJgI/AAAAAAAAADo/TKGBhbStbRg/s72-c/bxp42043.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-9101438147416391013</id><published>2007-03-20T03:21:00.001+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:31.272+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tiki&apos;nin Maceraları'/><title type='text'>TİKİ VE BALİNA PONFİK (3.Hikaye)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Rf-wjwkE9zI/AAAAAAAAACo/uE9A_MNbdMs/s1600-h/balina.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5043944236056377138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Rf-wjwkE9zI/AAAAAAAAACo/uE9A_MNbdMs/s320/balina.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Çok güzel bir gündü, yaz gelmiş havalar iyice ısınmıştı. Okulun kapanmasına çok az bir zaman vardı. Tiki ve arkadaşları heyecanla tatilin gelmesini bekliyorlardı. Sürekli yaz tatillerini nerede ve nasıl geçireceklerini planlıyorlardı. Birbirlerinden kısa bir süre de olsa ayrı kalmak hepsini üzüyordu ama denizi, kumu ve sabahtan akşama kadar oynayacakları oyunları düşündükçe hepsinin keyfi yerine geliyor zıplayıp duruyorlardı.&lt;br /&gt;Sonunda okulun son günü geldi çattı; zilin çalmasıyla beraber Tiki ve arkadaşları neşe içinde okuldan çıktılar ve üstlerini değiştirmek için evlerine gittiler çünkü sonra gizli yerleri olan ağaç evde buluşacaklardı. Kışın kardan yaptıkları kalenin yerini yaz gelip karlar eriyince ağaçtan ev almıştı. Hep beraber günlerce uğraşıp kocaman bir ağacın tepesine bu evi yapmışlardı. En son Moni geldi nefes nefese. Geç kaldım geç kaldım diye bağırıyordu panik içinde. Koşmaktan yanakları kıpkırmızı olmuştu. Hepsi hep bir ağızdan Moni’nin bu haline güldüler.&lt;br /&gt;“Geç kalmadın bizde yeni geldik zaten” dedi Tiki.&lt;br /&gt;‘Çantandaki de ne?’ diye sordu Tomtom Moniye.&lt;br /&gt;‘Evden yiyecek bir şeyler getirdim çikolatalı kurabiye ve süt’ dedi Moni. Hepsi o kadar açtı ti çok sevinmişlerdi hemen kurabiyeleri yemeye başladılar.&lt;br /&gt;‘Bu yaz mor denize gideceğiz. Çok güzel bir yer. Denizde rengarenk balıklar varmış. Denizi suyu güneş ışığıyla pırıl pırıl parlıyormuş, hem şanslıysan balina bile görebilirmişsin’ dedi Tiki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Nereden biliyorsun bence hiçbir yerde o kadar renkli balık olmaz ayrıca uzun bir süredir kimse balina görmedi yok olduğunu söylüyorlar’ Dedi Turi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Evet doğru. Balinalar burada yok artık buradan çok uzaktaki bir gezegende yaşıyorlarmış’ diye kardeşine katıldı Kuri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘hangi gezegende yaşıyorlarmış gidebileceğimiz bir yer mi?’ diye merakla sordu Moni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuri; ‘Hayır sanırım gidemeyeceğimiz kadar uzak bir yerde. Neresi olduğunu da tam hatırlamıyorum. Ama balina olmasa bile mor deniz çok güzel bir yer. Keşke biz de gidebilseydik Tiki gibi’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘ Ne zaman yola çıkacaksınız’ diye sordu Moni Tiki’ye. Tiki yarın sabah erkenden diye yanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşurlarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişlerdi. Neredeyse üç saattir ağaç evdeydiler. Artık gitmemiz gerek dedi Tomtom. Evet dedi Tiki benim de gidip valizimi hazırlamam gerekiyor. Birbirlerini ancak bir ay sonra tekrar görebileceklerdi birbirlerine iyi tatiller dileyip evlerine gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiki bir türlü yanına ne alacağına karar veremiyordu. Giysilerini annesi toplamıştı ama diğer eşyalarını kendisinin hazırlaması gerekiyordu. Birkaç tane en sevdiği kitabı çantasının içine attı. Babasının doğum gününde hediye ettiği uçan arabası olmadan hiçbir yere gitmezdi onu da yanına aldı. Her şeyin tamam olduğuna karar verince bavulunu kapattı. Hemen yatağa girdi bir an önce sabah olsun istiyordu. Heyecandan bir türlü uyuyamıyordu. Işıklı gece lambasını açtı. Lambadan çıkan ışıklarla beraber balıklar duvarda dans etmeye başladı. Yarın gerçek balıkları göreceğini düşünerek uykuya daldı.&lt;br /&gt;Sabah herkesten önce kalkmıştı. Annesini ve babasını uyandırmak için onların yatağına atladı haydi kalkın diye zıplamaya başladı. Tikinin bu haline annesi ve babası çok güldüler. Hemen kahvaltılarını yaptılar, babası eşyaları arabaya yükledi ve yola çıktılar. Tiki merakla çevresine bakıyordu bu güne kadar görmediği yerlerden geçiyorlardı. Tiki saatlerde camdan dışarıyı seyretti. Seyrederken uyuya kalmıştı. Annesinin hadi geldik demesiyle uyanıverdi. Demek mor denize gelmişlerdi. Sonunda her şeyi kendi gözleriyle görebilecekti. Ne yazık ki umduğu gibi olmadı hava kararmak üzereydi ve denize gidebilmesi için sabahı beklemesi gerekiyordu. Tatilleri boyunca küçük bir kulübede kalacaklardı. Sevimli bir yerdi. Sadece iki odası vardı bir de yemek yapmalar için mutfak. Etrafta çok fazla ev yoktu sadece birkaç tane daha kendilerininki gibi kulübeler vardı. Umarım çocuklar vardır burada tek başıma bir tatil çok sıkıcı olacak diye düşündü Tiki. Bir an önce sabah olması için yemeğini yiyip hemen uyudu. Sabah uyandığında annesi kahvaltı hazırlamıştı bir şeyler yedi. Bir an önce denize gitmek istiyordu. Koşarak bahçeye çıktı. Ne yöne gideceğini bilmiyordu ama bu Tiki için sorun değildi. Kulaklarını çırptı ve havalandı yeteri kadar yükseğe çıkınca etrafına baktı. Mor deniz tam önündeydi dümdüz giderse kısa bir süre sonra orada olabilirdi. Yere indiğinde kendisine şaşkınlıkla bakan bir çocuk gördü. Önce ne olduğunu anlamadı ama sonra durumu fark etti. Küçük çocuk onun uçmasına şaşırmıştı. Tiki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Merhaba Ben Tiki tatil için annemlerle geldik buraya’ dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Benim ismim de şeker. Aslında gerçek ismim bu değil ama pembe olduğum için herkes beni böyle çağırıyor’ dedi küçük kız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bence çok güzel bir isim’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sen hiç pembe bir fare gördün mü hiç neresi güzel herkesten farklıyım ‘ dedi şeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiki buna çok güldü. Şeker kendisine güldüğünü sanıp çok üzüldü. Tiki durumu fark etti ve hemen açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sen hiç uçan bir fare gördün mü? Ya bu kadar büyük kulak gördün mü? Ben de farklıyım ama buna üzülmüyorum bir sürü arkadaşım var. Bence rengin gerçekten çok güzel başkalarından farklı olduğun için sevinmelisin.’ Dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker Tiki’yi çok sevmişti ilk defa biri onunla dalga geçmiyordu.&lt;br /&gt;‘Mor denize gitmek istiyorsan seni götürebilirim bende oraya gidiyorum ama biraz yürümemiz gerek’ dedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam dedi Tiki Hadi gidelim. Ama yürümemize gerek seni uçurabilirim. Şeker önce biraz çekindi korkuyordu uçmaktan. Ama daha sonra bunun eğlenceli olacağını düşündü. Tiki’nin teklifini kabul etti. Tiki şekerin elinden tutu ve kulaklarını çırptı. Şimdi ikisi beraber uçuyorlardı. Gerçektende şeker çok eğleniyordu daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştı. Mor deniz görünmüştü Şeker: ‘ işte orada görüyor musun’ diye bağırdı. Tiki büyülenmiş gibiydi. Gerçektende deniz mosmordu. Denizin üstünde zıplayan rengarenk şeylerin ne olduğunu sordu Şeker’e.&lt;br /&gt;‘Onlar gökkuşağı balıkları güneşin altında etrafa böyle renkli ışıklar saçarlar ne kadar güzeller değil mi’ dedi Şeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Evet gerçekten de çok güzeller hadi artık inip biraz yüzelim’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaşça yere indiler. Denize girmek için sabırsızlanıyorlardı. Denize kadar birbirleriyle yarıştılar. O kadar mutluydular ki sürekli kahkahalar atıyorlardı.Gökkuşağı balıkları şeker ve Tiki’nin etrafında sıçrıyor onlarla beraber yüzüyorlardı. Yorulana kadar deniz de oyunlar oynadılar sonra biraz dinlenmek için kendilerini sahile attılar.&lt;br /&gt;Tiki:&lt;br /&gt;-Burası benim hayal ettiğimden bile güzelmiş. Keşke Tomtom, Moni, Turi ve Kuri de burada olsaydı dedi.&lt;br /&gt;Şeker, Tikinin arkadaşlarını çok merak etmişti; Tiki’den onları anlatmasını istedi. Tiki de evini, okulunu, arkadaşlarını ve ağaç evini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Seni çok kıskandım keşke benim de senin kadar çok arkadaşım olsaydı burada kendimi çok yalnız hissediyorum. Yaz dışında çok fazla kişi gelmiyor dedi Şeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sen sürekli burada mı yaşıyorsun ben senin de tatil için burada olduğunu düşünmüştüm dedi Tiki şaşkınlıkla. Burada birilerinin sürekli yaşadığını tahmin etmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evet ne yazık ki bütün zamanım burada geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ama bu harika. O zaman sen burada her yeri biliyorsundur. Mor deniz de bir balinanın yaşadığını söylüyorlar. Bu gerçek mi? sen hiç balinayı gördün mü?diye sordu Tiki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayır ben görmedim. Ama dedem çok eskiden bu denizde yaşadıklarını anlatıyordu. Zamanla biri hariç hepsi yok olmuş. Koskoca balina sürüsünden geriye sadece Ponfik isimli bir balina kalmış onu da uzun zamandır kimse görmüyor zaten. Ama bazen ağladığını duyuyoruz. Sesini duyduğum her seferinde kıyıya geliyorum ama onu göremiyorum. Dedi Şeker.&lt;br /&gt;-peki ne zamanları sesini duyuyorsun Ponfik’in diye sordu Tiki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Genelde sabah çok erkenden güneş doğarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman yarın sabah burada buluşup Ponfik balinayı bekleyeceğiz ve neden ağladığını öğreneceğiz dedi Tiki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tamam o zaman yarın sabah burada buluşuruz dedi Şeker Tiki’ye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiki ve Şeker uçarak evlerine gittiler.Akşam yemekte Tiki annesine ve babasına bütün gün yaptıklarını anlattı ve balinadan bahsetti.&lt;br /&gt;Babası Tiki’ye balinaların artık yaşadıkları gezegende olmadığını söyledi. Tiki buna inanmamıştı çünkü Şeker’in anlattıklarının doğru olduğunu biliyordu ve yarın sabah balinayı kendi gözleri ile görecekti.&lt;br /&gt;Sabah güneş doğarken uyandı hemen üstünü değiştirip mor denize gitti. Şeker Tiki’den önce gelmiş onu bekliyordu.&lt;br /&gt;-Bir şey duydun mu diye sordu heyecanla Tiki.&lt;br /&gt;-Hayır daha duymadım dedi Şeker. Birlikte beklemeye başladılar. Çok kısa bir süre sonra çok uzaklardan gelen bir ses işitmişlerdi. Hemen yüksek bir kayanın üstüne çıktılar ama zıplayan balıklardan başka bir şey görünmüydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu böyle olmayacak dedi Tiki ben denizin üstünde uçup onu arayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bende seninle gelme istiyorum dedi Şeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne yazık ki bu sefer gelemezsin çünkü seni taşırsam çok uzağa gidemem sen burada bekle hemen geri geleceğim dedi Tiki ve kulaklarını çırpıp uçmaya başladı.Uzun bir süre mor denizin üstünde uçtu gökkuşağı balıkları güneşte o kadar çok ışık saçıyorlardı ki etrafını görmekte zorlanıyordu. Tiki uçtu, uçtu ta ki diğerlerinden daha büyük bir balık görene kadar. Gördüğü şeyin balina olduğunu düşünmüştü ve ona doğru yaklaştı. Tiki yanılmamıştı gerçektende bu balina Ponfikti.&lt;br /&gt;Ponfik bir kayanın arkasına saklanmış ağlıyordu hem de o kadar çok ağlıyordu ki hıçkırmaktan kafasının üstündeki delikten fıskiye gibi sular çıkıyordu. Tiki kayanın üstüne indi. Balina Tikiyi gördüğüne çok şaşırmıştı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sende kimsin ne işin var burada diye sordu balina Ponfik Tiki ye&lt;br /&gt;Tiki ona her şeyi anlattı. Buraya kadar onu bulmak için uçtuğunu söyledi ve neden ağladığını sordu.&lt;br /&gt;Ponfik;&lt;br /&gt;-Çünkü çok yalnızım burada. Eskiden benimde bir ailem ve arkadaşlarım vardı. Ama şimdi hiçbiri yok. Çok uzun yıllar önce kışın soğuktan her yer buz oldu. O kadar soğuktu ki kimse dayanamadı. Gidecek yerimiz kalmamıştı. Ben o zaman daha çok küçüktüm. Sağ kurtulan bir tek ben kaldım. Keşke arkadaşım olsaydı dedi ve tekrar ağlamaya başladı.&lt;br /&gt;Tiki Ponfik için çok üzülmüştü. Onun için bir şeyler yapmak istiyordu.&lt;br /&gt;-Diğer balinalar nerede yaşıyor peki belki onlar bu güzel denize gelmek isterler sen de yalnız kalmazsın dedi Tiki.&lt;br /&gt;-Ama artık burada hiç balina yok ve ben nerede olduklarını bilmiyorum.&lt;br /&gt;Tiki Ponfik’e şimdi gitmesi gerektiğini ama mutlaka ona yardım edeceğini söyledi ve tekrar Şekerin yanına döndü. Bütün olanları ona da anlattı.&lt;br /&gt;-Biran önce bir şeyler yapmalıyız ama ne bilmiyorum dedi Tiki.&lt;br /&gt;Tiki ve Şeker oturup düşünmeye başladılar. Şekerin aklına bir fikir gelmişti neden gidip yaşlı fareye ne yapmamız gerektiğini sormuyoruz dedi. Bu harika bir fikirdi çünkü yaşlı fare her şeyi bilirdi.&lt;br /&gt;-Hemen gitmem gerek o zaman dedi Tiki.&lt;br /&gt;-Ben gene mi gelemeyeceğim diye sordu Şeker üzüntüyle.&lt;br /&gt;-Evet yaşlı farenin kulübesi çok uzakta ikimiz birden uçarak gidemeyiz. Dedi Tiki.&lt;br /&gt;Ama bir sorun vardı bu kadar uzun süre nerede olduğunu nasıl açıklayacaktı annesine ve babasına? Bunları düşüne düşüne eve döndü. Ama hiç beklemediği bir şey olmuştu. Annesi ve babası mor denizde çok eski bir arkadaşları ile karşılaşmışlardı ve akşam onlarla yemek yiyeceklerdi. Bu durumda Tiki evde yalnız kalacaktı. Bu da yaşlı fareye gidebilmesi için harika bir fırsattı. Şekerlere gitmek için izin istedi hatta akşamda orada kalmak istiyordu. Annesi izin verdi. Tiki hemen Şekerin evine gitti ona durumu anlattı. Şekerin annesi evdeydi. Tikiyi gördüğüne çok sevinmişti çünkü kızı sürekli ondan bahsediyordu. Siz şekerin odasında oynarken ben de size yiyecek bir şeyler getireyim dedi. Tiki karnını doyurduktan sonra hemen yola çıktı ama önce Şeker’i sıkı sıkı tembihledi. Şeker Tiki dönene kadar odada oyun oynuyorlarmış gibi yapacaktı böylece Tikinin yokluğunu kimse fark etmeyecekti. İkisi de çok heyecanlıydı. Tiki kulaklarını çırptı ve camdan havalanarak uçtu.&lt;br /&gt;Saatler geçmişti Tiki uçmaktan yorulmuştu artık ama duramazdı balinaya bir an önce yardım etmesi gerekiyordu. Sonunda yaşlı farenin kulübesi göründü. Yaşlı fare bahçede oturuyordu. Tiki yorgunluktan neredeyse düşecekti. Yaşlı fare onun bu halini görünce çok endişelendi. Hemen içeri aldı ve dinlenmesi için yatağa götürdü. Bir süre sonra Tiki kendine geldi ve olanları anlattı. Yaşlı fareye diğer balinaların nerede olduğunu sordu.&lt;br /&gt;Yaşlı fare çok düşünceliydi.&lt;br /&gt;-Burada hiç balina yok, aslında sadece bir tek yerde var. Ama şimdiye kadar oraya kimse gitmedi. Çok uzak dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne kadar uzak olursa olsun gideceğim söz verdim balina Ponfik’ e dedi Tiki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Balinalar dünya yaşarlar. Oraya gitmesine gidersin ama senin gibi küçük bir fare için çok tehlikeli bir yerdir. Buraya hiç benzemez kaybolabilirsin. İnsanlar seni görmemeli dikkatli olmalısın. Dedi yaşlı fare.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Peki ama o kadar büyük bir yerse balinaları nasıl bulacağım ben diye sordu Tiki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dünyada BinBin isimli küçük bir çocuk yaşıyor onu bulmalısın o sana yol gösterecektir. Sana iki kutu sihirli kibrit vereceğim. Biri dünyaya gitmen için diğeri ise geri gelebilmen için dedi yaşlı fare ve iki kutu kibriti Tiki’ye verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tiki kibritten nasıl bir şey yapması gerektiğine karar veremiyordu tren yapsa çok yavaştı asla vaktinde gidip dönemezdi. En iyisi bir uzay jeti yapayım dedi. Kibritleri dizdi şimdi bir uzay jeti ol dedi. Kibritler hareketlendi ve birden bire bir jete dönüştüler. Tiki hemen içine bindi. Jete onu BinBin’e götürmesini söyledi. Jet o kadar hızlı gidiyordu ki kısa bir süre sonra yaşadığı gezegen ufacık kaldı. Göz açıp kapayıncaya kadar Dünyaya, BinBin’in evine geldi. Tiki jetten çıktı. Gerçekten de burası hiç kendi yaşadığı yere benzemiyordu her şey çok büyüktü. Tiki eve girdi merdivenlerden çıkıp BinBin’in odasını buldu. Dünyada sabahın çok erken saatleriydi ve BinBin henüz uyanmamıştı. Tiki yatakta zıplamaya başladı. ‘Uyan hadi uyan balinaları bulmamız gerekiyor’ diyordu. BinBin uyandı Tiki’yi görünce çok şaşırdı.&lt;br /&gt;-Ne istiyorsun benden diye sordu. Tiki her şeyi anlattı hemen balinaları bulmalıyız dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Balinalara ancak bir yarış arabasıyla gidebiliriz çünkü buradan çok uzaktalar dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ama bir arabayı şimdi nereden bulacağız diye mızmızlandı Tiki bir an önce gitmek istiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sessiz ol annemi uyandıracaksın dedi BinBin. Sonra yataktan çıktı ve oyuncak arabalarından birini aldı bu kocaman kırmızı bir arabaydı. Tiki ve BinBin arabaya bindiler. Tiki oyuncak bir arabanın nasıl gideceğini anlamamıştı. Ama BinBin arabaya bizi balinalara götür diyince araba hızla hareket etmişti. Şimdi bomboş yollarda o kadar hızlı gidiyorlardı ki Tiki bu benim jetimden bile hızlı diye düşündü.&lt;br /&gt;BinBin Tiki’yi bir gösteri parkına getirmişti. Burası bir sürü balinanın, yunusun, fokun ve buna benzer onlarca deniz canlısının gösteri yaptığı bir parktı. Arabadan indiler ve hemen balinaların olduğu yere gittiler. BinBin kapıyı açtı ve ikisi birden havuzun olduğu yere girdiler. Havuzun içinde anne balina, baba balina ve bebek balina vardı. Üçü de çok üzgün görünüyorlardı.&lt;br /&gt;-Neden bütün balinalar çok üzgün diye sordu Tiki.&lt;br /&gt;Baba balina&lt;br /&gt;-Çünkü biz denizde olmak istiyoruz bu havuz çok küçük evimizi özlüyoruz dedi.&lt;br /&gt;Tiki onlara kendi gezegenini, mor denizi ve balina Ponfik’i anlattı. Onun da çok yalnız olduğunu söyledi ve&lt;br /&gt;-Benimle Mor denize gelmek ister misiniz orası çok güzel bir yer orada özgür olabilirsiniz dedi.&lt;br /&gt;Balinalar çok heyecanlanmışlardı Tiki’nin teklifini hemen kabul ettiler. Ama uzaya nasıl gideceklerdi?&lt;br /&gt;‘Sorun değil benim sihirli kibritlerim var şimdi hepimizi içine alacak bir uzay gemisi yaparım’ dedi Tiki.&lt;br /&gt;Tikinin yaptığı uzay gemisinin arkası dev bir akvaryum şeklindeydi. Balinalar bu bölümde rahatça seyahat edeceklerdi.Önce bebek balina atladı gemiye sonra da anne ve baba balina. Tiki Geminin ön kısmına bindi. Gemi yavaşça havalanırken Tiki BinBine çok teşekkür etti ve el salladı. Uzay gemisi gözden kaybolunca BinBin de arabasına binip hemen evine döndü neyse ki annesi henüz uyanmamıştı o da yatağına yatıp uyumaya devam etti.&lt;br /&gt;Tiki ve balinalar Mor denize gelmişlerdi. Anne,baba ve bebek balina hemen denize atladılar. Burası o kadar güzel bir yerdi ki o havuzdan kurtuldukları için çok mutluydular. Tiki kulaklarını çırpıp havalandı ve onları Balina Ponfik’in olduğu yere götürdü. Ponfik diğer balinaları görünce çok sevindi artık yalnız değildi. Bebek balina gökkuşağı balıkları ile hemen arkadaş olmuştu onlarla beraber zıplayıp oyunlar oynuyordu. Ponfik Tiki’yi sırtına aldı ve hepsi beraber Tiki’yi sahile geri götürdüler.&lt;br /&gt;Tiki balinalara yarın sabah geleceğine söz verdi ve hemen Şeker’in yanına gitti. Şeker mutluluktan uçuyordu. İkisi de sabaha kadar uyuyamadılar. Erkenden sahile gittiler. Dört balina da sahilde şarkı söyleyip oyunlar oynuyorlardı. Tiki ve şeker’i görünce hemen yanlarına geldiler ve onları sırtlarına alıp gezdirdiler.&lt;br /&gt;Tiki bütün tatil boyunca şeker ve Balinalarla beraberdi. Bu şimdiye kadar geçirdiği en güzel yazdı. Eve dönme vakti geldiğinde yeni arkadaşlarından ayrılacağı için çok üzgündü.&lt;br /&gt;-Gene gel dedi Şeker. Tiki tekrar geleceğine söz verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koskoca bir yaz geçmişti ve okulun açılmasına çok az kalmıştı. Eve döndüğünde Tiki hemen ağaç eve arkadaşlarıyla buluşmak için gitti ve onlara balinaları anlattı.&lt;br /&gt;Hepsi balinalar için çok mutlu olmuşlardı. Bir daha ki tatilde hep beraber gideceklerdi Mor denize.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-9101438147416391013?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/9101438147416391013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=9101438147416391013' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/9101438147416391013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/9101438147416391013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/03/tiki-ve-balina-ponfik-3hikaye.html' title='TİKİ VE BALİNA PONFİK (3.Hikaye)'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Rf-wjwkE9zI/AAAAAAAAACo/uE9A_MNbdMs/s72-c/balina.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-2043963048138744582</id><published>2007-03-19T01:44:00.000+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:31.406+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Büyüklere Masallar'/><title type='text'>AŞK MASALI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Rf3CUWFDe-I/AAAAAAAAACg/Lq6eH3d1OnY/s1600-h/56503454.jpg"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5043400812504775650" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Rf3CUWFDe-I/AAAAAAAAACg/Lq6eH3d1OnY/s320/56503454.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;İki ruh, zamanda asılı kalan, zamanların ötesinde iki ruh. Dolaşıp dururlarmış birbirlerini bulmak için bin yıllardır; bitmezmiş özlemleri dinmezmiş göz yaşları. Bu arayışmış dünyayı ayakta tutan. İşte bu yüzden hiç buluşamazmış iki sevgili. Binlerce yıl önceymiş birbirlerinin gözlerinin içine ilk ve son kez bakışları. Sadece bir dakika. Ama görmüşler kalplerini, kalpleri birbirini sevmiş, söz vermişler sessizce aşka dair. Oğlan gitmeliymiş, arkasını dönmüş devam etmiş yoluna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bekle beni’ demiş ‘geri geleceğim sana’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ben hep burada olacağım’ diye yanıt vermiş kız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklemiş yıllarca; oğlan geri gelmemiş. Bir beyaz kuş konmuş kızın omzuna ‘Bekleme artık sana gelemez. Kimse bilmez yerini, bilmez sağ mı ölümü’ demiş.&lt;br /&gt;Sonra uçup gitmiş. Kızın kalbine bir acı saplanmış; göz yaşları düğümlenmiş bir çığ gibi büyümüş içinde; tek bir damla göz yaşı bile akmamış ama gözlerinden, akamamış.&lt;br /&gt;Kalbi beklemek ve kaçıp gitmek arasında ikiye bölünmüş. Kalbinin beklemek isteyen yarısı demiş ki;&lt;br /&gt;‘Kaçma, ara sevdiğini ben beklerim burada’ .&lt;br /&gt;‘Bir yarım buradayken bulsam da sevdiğimi, yarım kalbim bir işe yaramaz. Ben ona tüm kalbimle söz verdim’ diye cevap vermiş kalbin diğer yarısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözyaşı daha büyümüş dışarı çıkmak istiyormuş. Kızın ufacık vücudu dar geliyormuş ona. Sonunda öyle bir an gelmiş ki dünya durmuş, yaşam durmuş, zaman durmuş. Gözyaşı tüm gücüyle dışarı çıkmış, sel olmuş katmış önüne her şeyi. Hıçkırıklar çınlıyormuş gök yüzünde; acı her yerdeymiş. Göz yaşı içinden çıkınca kız yok olmuş, rüzgara karışmış; her estiği yere gitmiş rüzgarın. Yağmura karışmış dünyanın öbür ucunda ki topraklara damla damla yağmış.Sevgilisini çağırıyormuş, sevgilisini arıyormuş her yerde. Peri oldu o demişler arkasından. Yıllarca anlatılmış hikayesi. Her esen rüzgarda Peri kız sevgilisini soruyor kuşlara derlermiş.&lt;br /&gt;Gerçekten seven anlarmış onu, bir damla göz yaşıyla katılırmış onun acısına.&lt;br /&gt;Peri kız her sevenin kalbine konuyormuş, ısınıyormuş sevginin sıcaklığıyla. Her sevgisizin yanına gidiyormuş aşkı fısıldıyormuş kulaklarına. Dargın aşıkların arasında esiyormuş iki kalp birleşsin ve bir daha ayrılmasın diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, oğlan kızın aşkından uyuyamaz olmuş. Bir kez gördüğü gözler, sessizce verilen söz tek sahip olduğuymuş. Özlemi büyümüş, kocaman olmuş yollara düşmüş; yorulmak bilmemiş yürümekten. Sonunda kızı ilk kez gördüğü yere gelmiş. Bir beyaz kuş görmüş; ona seslenmiş.&lt;br /&gt;‘Bilir misin sevdiğim nerdedir.’ Diye sormuş.&lt;br /&gt;Kuş oğlanı görünce ağlamaya başlamış.&lt;br /&gt;‘Peri kız derler ona. Ben dedim ona artık dönmez bekleme diye.Ama nereden bilebilirdim senin döneceğini. Öldü demişlerdi senin için akça ağaçlar. Der miydim hiç bilseydim olacakları, inanır mıydım hiç dışı ak içi kara o ağaçlara.’&lt;br /&gt;Oğlanın boğazında bir şey düğümlenmiş haykırmak istemiş sesi çıkmamış. Sadece&lt;br /&gt;‘Peki ne oldu ona’ diye sorabilmiş.&lt;br /&gt;Beyaz kuş üzüntüsünden solmaya başlamış kar beyaz tüyleri toprak rengine dönüşmüş.&lt;br /&gt;‘Bilen bilir ya içim beyazdır benim. Başkalarından duyduğumu söylemenin cezasını çekiyorum ben ondandır rengim oldu toprak rengi. Ah keşke ben de yok olsam karışsam şu toprağa da artık acı çekmesem. Uğursuz dilimle anlattım bir gün senin artık gelmeyeceğini. Kalbi ikiye ayrıldı. Bir yanı seni aramak diğer yanı beklemek istedi. Bir damla göz yaşı akmadı gözlerinden sadece baktı gittiğin yöne. Bir gün akmayan gözyaşları aldı götürdü onu. Yok oldu, buhar oldu. Ancak sevenlerin hissettiği bir nefes oldu. Peri kız derler artık ona dolaşır durur şu dünyayı seni bulmak için. Her aşık kalbe seni sorar belki bir gören vardır diye’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlanın içini öyle bir acı kaplamış ki yırtmış bütün üstündekileri çıksın içinden bu acı diye.Yetmemiş atmış kendini bir o tarafa bir bu tarafa. Bunları gören kuş artık daha fazla bakamaz olmuş. Ölmeyi dilemiş Tanrısından, bilmeden sebep oldukları için. Aslında kötü değilmiş kalbi kuşun. İşte sırf bu yüzden kabul olmuş dilekleri, yok olmuş toprak olmuş.&lt;br /&gt;Oğlan haykırmak istemiş olmamış ağzını her açışında sessizlik çıkmış. Öyle çok sessiz çığlıklar atmış ki sonunda kendisi de sessiz bir sese dönüşmüş. Hüzünlü bir ses, ağlayan bir ses, isyan eden bir ses olmuş. Sevdanın ağlayan sesi olmuş düşmüş Peri kızın peşine.&lt;br /&gt;Peri oğlan demişler ona da. Dualar etmişler arkasından kavuşsun sevgilisine, bitsin sessiz çığlıklar diye.&lt;br /&gt;Peri oğlan Peri kızı, Peri kız Peri oğlanı arar dururmuş ta o günden bu güne.&lt;br /&gt;İki ruhmuş onlar kavuşamayan.&lt;br /&gt;İki ruhmuş her gün birbirlerini özleyen, her gün daha da çok seven.&lt;br /&gt;Dolaşıp dururlarmış bu dünyanın etrafında, kim bilir belki de başka bir boyutta.&lt;br /&gt;Bu iki ruhun birbirini arayışı, bu enerjiymiş insanları birbirine aşık eden. Peri kız gözyaşı olur yanaklardan süzülür, sevenlerin dudaklarına konarmış. Peri oğlan, Peri kızın bıraktığı izleri bulup onu ararmış. Sessizce sevgiyi anlatırmış bilmeyenlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bir gün bulurlar birbirlerini. Belki de bulamazlar. Bulurlarsa ne olur kim bilir; belki de sonrasında onlar yol göstermeden kimse aşık olamaz, sevemez. Belki de insanlar en önemli şeyin sevgi olduğunu, aşk olduğunu anlarlar bir gün. Anlarlar da artık gerek kalmaz Peri Kız ve Peri oğlanın yol göstermelerine. Onlarda birbirlerine kavuşurla binlerce yıl sonra.&lt;br /&gt;Kim bilir, belki...&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-2043963048138744582?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/2043963048138744582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=2043963048138744582' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/2043963048138744582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/2043963048138744582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/03/ak-masali.html' title='AŞK MASALI'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Rf3CUWFDe-I/AAAAAAAAACg/Lq6eH3d1OnY/s72-c/56503454.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-1284202410713521536</id><published>2007-03-15T02:31:00.000+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:31.541+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miniklere Masallar'/><title type='text'>YARAMAZ KEDİ PATİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RfiIVWFDe9I/AAAAAAAAACY/minwgwx1IVA/s1600-h/pet006.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5041929683126680530" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RfiIVWFDe9I/AAAAAAAAACY/minwgwx1IVA/s320/pet006.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RfiGImFDe8I/AAAAAAAAACQ/4uCW9zGVF4A/s1600-h/42-17666153.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Yağmurlu bir kış günüydü hava o kadar soğuktu ki herkes evine gitmek için acele ediyordu. Sokakta insanlar koşuşturuyor arabalar trafikte ilerlemeye çalışıyordu. Melti saatler sonunda evine ulaşmıştı ve apartmana girmek için acele ediyordu. Tam o sırada kulağına bir miyavlama sesi geldi. Sesin geldiği yöne gitti minnacık bir kedi çalıların arasına saklanmış, sırılsıklam bir halde ağlıyordu. Dayanamadı kediciği kucağına aldı ve eve getirdi. Hemen bir havluyla minik kediyi kuruttu ve biraz süt verdi. Kedicik ısındıktan ve karnı doyduktan sonra mırıldanmaya başladı ve minderlerin üzerinde uyuya kaldı. Çok sevimli bir kediydi sapsarı tüyleri vardı dört patisi de bembeyazdı sanki patilerini biri özellikle beyaza boyamış gibiydi. Ayakkabı giymiş bir kediye benziyordu çok komik görünüyordu. Melti kedinin ismini pati koydu.&lt;br /&gt;Pati artık çok mutlu bir kediydi. Sıcacık evinde sürekli oyunlar oynuyordu. Çok hareketliydi sürekli bir o tarafa bir bu tarafa koşturup duruyordu. O kadar çok yemek yiyordu ki göbeği kocaman olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüzleri evde tek başınaydı bütün gün Melti’nin işten gelmesini bekliyor hemen kucağına atlıyor ve oyunlar oynamaya başlıyordu. Pati kadar çok mırıldanıyordu ki duyanlar içinde motor var sanıyorlardı. En sevdiği şeylerden biri kaloriferin yanında uyumaktı. Bir gün Melti ona yünden bir yastık ördü içini pamukla doldurdu. Yastığı kaloriferin yanına koydu. Pati hemen yastığın üstüne çıktı o kadar mutlu olmuştu ki üstünde yuvarlanıp duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçtikçe Pati hızla büyüdü yaramazlığı da aynı oranda arttı. Bir süre sonra garip bir şey oldu. Melti eve geldiğinde eskisi gibi Pati onu kapıda karşılamıyordu üstelik çağırdığı zamanda saklandığı yerden çıkmıyor gizli gizli Meltiyi izliyordu; aradan zaman geçince kafasını saklandığı yerden çıkartıp şöyle bir etrafına bakınıyordu. Sanki bir şeylerden korkuyor gibiydi. Etrafın sakin olduğunu görünce koşturmaya başlıyordu gene. Oynamaktan yorulunca da gidip çok sevdiği minderinde uyuyordu. Her gün böyleydi. Evde yalnız kaldığı zamanlarda sürekli saklanıyordu. Melti bu duruma hem çok üzülüyor hem de merak ediyordu. Bir gün işe gitmedi gizlice olanları seyredecekti. Sabah her zamanki gibi erkenden kalktı işe gider gibi dışarı çıktı. İçeriyi gizlice seyredebilmek için sokak kapısını tam kapatmadı ve beklemeye başladı.&lt;br /&gt;Olağanüstü hiçbir şey olmuyordu. Pati yemeğini yemiş ve evin içinde dolaşıyordu. Sonra birden bire eşyalar canlanmaya ve konuşmaya başladılar. Hepsi birden ‘yaramaz pati seni istemiyoruz git bu evden ‘ diyorlardı. Pati gene korkmuştu kaçmaya çalışırken koltuk pati2nin yolunu kesti ve üstüne doğru yürümeye başladı. Pati panik içinde koltuktan kaçmaya çalıştı. Bu seferde çiçekler önüne çıktılar dallarıyla küçük kediyi sarıp kuyruğunu çektiler. Pati’nin biraz canı acımıştı zorla çiçeklerin elinden kurtuldu tam masanın altına saklanacakken halı havaya doğru kalkıp Pati’yi düşürdü. Zavallı Patiçik korku içinde miyavlıyordu. Melti gördüklerine inanamıyordu hemen içeri girdi neler oluyor burada diye bağırdı. Ne istiyorsunuz bu minik kediden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyalar hep bir ağızdan bağrışmaya başladılar. ‘Pati çok yaramaz sürekli bize zarar veriyor o bizim arkadaşımız değil’ dediler.&lt;br /&gt;Melti olanları teker teker anlatmalarını istedi. Bu arada Pati korkudan Melti’nin kucağına atlamıştı.&lt;br /&gt;İlk önce koltuk konuşmaya başladı. ‘Ben eskiden çok mutluydum. Bu canavar kediyi eve getirdiğinden beri her tarafım delik deşik oldu. Sürekli minderlerimi tırmalıyor, her tarafımdan iplikler çıkmaya başladı. Üstelik canımda çok acıyor. Bir de tüyleri sürekli burnuma kaçıp beni hapşırtıyor.’&lt;br /&gt;Evet koltuk çok haklı dedi çiçek ‘Benimde yapraklarımı koparıyor toprağımı kazıyor. Üstümde doğru dürüst yaprak kalmadı’&lt;br /&gt;Minik biblolar kendilerine bir başkan seçmişlerdi. Hepsi adına o konuştu: ‘Bizi de sürekli yere atıyor her tarafımız kırıldı. Yere atmakla da kalmıyor bizi oradan oraya yuvarlıyor’&lt;br /&gt;Perde de şikayetçiydi. Pati bütün gün perdeye asılıyor, sallanıyor ve onun yırtılmasını sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan eşyalar Pati’yi evde istemiyorlardı ve bu yüzden onlarda kediciğe kötü davranmaya başlamışlardı. Melti Pati’ye neden bunları yaptığını sordu.&lt;br /&gt;Pati ‘Ben sadece oyun oynuyordum tek başıma canım sıkılıyor ama artık beni istemiyorlar halbuki onlar benim arkadaşımdı’ dedi, Melti Patiye yaptığının aslında iyi bir şey olmadığını eşyalara zarar verdiğini söyledi. Pati bütün eşyalardan özür diledi bir daha yapmayacağına söz verdi. Eşyalar onu affettiler. Artık çok iyi arkadaş olmuşlardı. Melti Pati’ye küçük bir top aldı. Artık gündüzleri o topla oynuyordu. Hatta bazen eşyalar da bu oyuna katılıyorlardı. Koltuk ayağıyla topa vuruyor, Pati peşinden koşuyor halı topu yakalayıp çiçeğe atıyordu. Bütün gün gülüp eğleniyorlardı.Artık Melti eve geldiğinde Pati’yi minderinde mışıl mışıl uyurken buluyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-1284202410713521536?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/1284202410713521536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=1284202410713521536' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/1284202410713521536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/1284202410713521536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/03/yaramaz-kedi-pati.html' title='YARAMAZ KEDİ PATİ'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RfiIVWFDe9I/AAAAAAAAACY/minwgwx1IVA/s72-c/pet006.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-4725954340962666577</id><published>2007-03-09T18:11:00.000+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:31.700+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zümrüd-ü Anka Kuşu'/><title type='text'>ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU (Tolga İçin)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RfF6ZmFDe7I/AAAAAAAAACI/qYZqY3ccHQA/s1600-h/ankakusu.gif"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5039944038141361074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RfF6ZmFDe7I/AAAAAAAAACI/qYZqY3ccHQA/s320/ankakusu.gif" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Gece karanlıktı, yıldızlar daha da parlıyorlardı gökte… Tolga’yı uyku tutmamıştı ilk defa o gece. Yatağında dönüp durdu yorganın hışırtısı sessiz odasındaki tek sesti. Yatağından kalktı. İçinde tarif edemediği bir his vardı, büyük bir şey olacaktı hem de onu büyüleyecek büyük bir şey. Ne olduğunu bilmediği halde beklemeye başladı. Camın kenarına gitti yere oturdu başını cama dayadı ve yıldızlara bakmaya başladı, sayamıyordu çok fazla yıldız vardı. Nefesi camda buğu yapmıştı eliyle sildi. Yıldızları seyretmek istiyordu. Birden bire olağanüstü bir şey oldu, tüm yıldızlar birleşti ve kocaman bir ışık topuna dönüştü. Işık topu cama doğru yaklaşmaya başladı. Tolga çok heyecanlanmıştı içinden bağırmak geliyordu ama sesi çıkmıyordu. Sadece kendisinin duyabileceği bir sesle baba dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık yaklaştıkça şekil almaya başladı; önce parlak bir kuş oldu. Kuş kanatlandı, her kanat çırpışında binlerce renk gökyüzüne döküldü. Şimdi karanlık gökyüzü göz kamaştırıcı renklere bürünmüştü. Gözlerini kuştan alamıyordu, büyülenmişti, şaşırmıştı ve hayranlıkla izliyordu.&lt;br /&gt;Kuş tüm ihtişamıyla camın önüne kondu, mücevherlerle kaplı iki kanadını yana doğru açtı. Kanadındaki tüyler altın ve kırmızı renkteydi. Gövdesi görülmemiş eşsizlikte mor rengine sahipti.&lt;br /&gt;Tolga artık korkmuyordu, camı açtı, kimsin sen diye sordu kuşa.&lt;br /&gt;— Kuşların efendisi, rüzgârdan hızlı uçan kuş, evrenin en güzel varlığı. Ben Zümrüdü Anka’yım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;em&gt;Zümrüdü Anka, masalların büyülü kuşu, rüyaların bekçisi…&lt;br /&gt;Sen ki Kaf dağında yaşayan Kuşkan ülkesinin efendisi, dileklerin tek gerçekleştiricisi.&lt;br /&gt;Sen ki güneşin sembolü; her gece ölen, her sabah yeniden doğan ölümsüz.&lt;br /&gt;Sen ki kendi küllerinden yeniden var olan, daima yenilenen, daima güçlenen mucize.&lt;br /&gt;Eşsiz Zümrüdü Anka ne işin var bir insanoğlunun evinde…&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;—Sen gerçekten Zümrüdü Anka mısın diye sordu Tolga heyecanla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zümrüdü Anka gözleriyle konuşuyordu, yakut yeşili gözleri sessizce her şeyi anlatıyordu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Beni çağırdın ve ben de geldim. Şimdi ne istediğini söyle bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Seni çağırmadım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Evet, beni çağırdın, kalbinden sessizce çağırdın, her gece beni dinledin, resmimi yaptın. İşte şimdi buradayım nedir seni uyutmayan, nedir huzursuz eden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Düşünüyordum sadece, düşünürken gece ilerledi, karanlık arttı, korktum bu karanlıktan. Sonra yıldızlardan sen doğdun. Bunlar sadece masallarda olur nasıl oldu da geldin buraya? Nasıl oldu da buldun beni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ufak çocuğun aklı karışmıştı. O an karar verdi Zümrüdü Anka her şeyi anlatmaya ona. Şimdi dinle beni dedi masal diyarında neler oluyor. Gözleriyle sessiz ve derinden anlatmaya başladı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaf Dağı’dır halkımın yaşadığı yer. Geçit vermez, bulunamaz bir yerdir, zamanlar ötesindedir. Bir tek benim sırtıma binen insanoğlu geçebilir o dağları ve ulaşır eşsiz güzellikler diyarına.&lt;br /&gt;En tepesindedir Kuşkan ülkesi Kaf dağının sonsuz bahçenin içindedir. Herkes mutludur, huzurludur. Dosttur burada yılanların şahı Şahmaranla, devlerin devi tek gözlü dev.&lt;br /&gt;Periler diyarıdır bu diyar; bu diyar Şahmaran diyarıdır. Her dilek hayat bulur, her efsane gerçektir burada.&lt;br /&gt;Eğer merak edersen Şahmaran ve Devi; kulak ver de dinle hikayelerini:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yüzlerce yıl önce Şahmaran da insanlarla beraber yer yüzünde yaşarmış. Yılanların Şahıymış Şahmaran. Sadece yılanlar değil diğer tüm canlılar da saygı duyarlarmış ona. Gücünü bilgelikten alırmış, kâinatın tüm bilgisine sahipmiş Şahmaran. Tüm hayvanların ve bitkilerin dilini, her taşın tarihini bilirmiş ama bunları gücüne güç katmak dünyaya hükmetmek için kullanmazmış.&lt;br /&gt;İnsanoğluna hiç güvenmezmiş yılanların şahı Şahmaran. Onların karanlık arzularını bilir ve bu yüzden bilgisini saklarmış. İşte sırf bu yüzden yeraltında bir dünya yaratmış kendine diğer tüm yılanlara birlikte.&lt;br /&gt;İnsanlardan kaçışına ve onlara olan güvensizliğine rağmen yarı insan sayılırmış. Belden yukarısı muhteşem güzellikte bir kadın belden aşağısı ise bir yılanmış. Siyah ve beyaz; gece ve gündüz iyilik ve kötülük gibiymiş. Şahmaran hem insanlardan kaçar hem de onları özlermiş. Arada bir dertleşmek, insan yanını insanoğluyla paylaşmak istermiş. Gel gelelim yüz yüllar boyunca insandan sadece ihanetin ve hırsın binlerce yüzünü görmüş. Her insan ona bencilce yaklaşmış, onun arkadaşlığından bilgisini istemişler. Ve insan için bilgi güç demekmiş. İnsanoğlu biliyormuş ki, Şahmaran’ın etinin suyu bilgeliğin belki de ölümsüzlüğün yolunu açacakmış.&lt;br /&gt;Şahmaran ise bin yıllardır kaçış halindeymiş. İnsanlar yüzünden ülkesini hep taşımak, sürekli izini kaybettirmek zorunda kalmış. Onun ölümü sadece insan elinden olabilirmiş. İnsanlardan ve aynı zamanda yılanlardan da kaçarak yaşamını sürdürürmüş Şahmaran.&lt;br /&gt;İşte böyle zamanlardan birinde ormanda kaybolan üç genç bir kuyunun yanına gelmiş. İçinde ne olduğunu merak edip kuyunun derinliklerine bakarken Canasb dengesini kaybedip kuyuya düşmüş. Arkadaşları Canasb’ı çıkarmaya çalışmışlar ama başaramamışlar. Bu olanlardan çok korktukları için ailelerinden gizlemişler ve o gün Canasb’ı hiç görmediklerini söylemişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyuya düşen Canasb ise ölmemiş. Aşağı düştüğünde kendini yeni bir hayatın içinde bulmuş. Her taraf bin bir çeşit meyve, kuş ve çiçekle doluymuş. Çevresine baktıkça gördüğü manzaradan büyüleniyormuş. Zamanla çevresindeki yılanları fark etmiş. Fark ettikçe de korkmaya başlamış burada her çeşit yılan varmış. Canasb’ın korktuğunu anlayan yılanlar ona korkmamasını zarar vermeyeceklerini söylemiş ve onu yılanların şahı Şahmaran’ın yanına götürmüşler.&lt;br /&gt;Şahmaran’ın güzelliğini görünce Canasb’ın gözleri kamaşmış. Şahmaran’ın kalbi de Canasb’ı gördükten sonra daha hızlı atmaya başlamış içinde fırtınalar kopuyormuş. Bir yandan nasıl olur da bir insanoğlu benim ülkeme gelir onlardan birine asla güvenemem diyormuş öte yandan bir insan görmek hem de böyle yakışıklı biri onda yıllardır gizlenen insani duygularını harekete geçirmiş.&lt;br /&gt;Canasb gözlerini Şahmarandan ayırmadan konuşmaya başlamış; arkadaşlarıyla kuyunun yanında oyun oynadıklarını, kuyuya düşüşünü, köyünü, annesini ve oraları şimdiden özlediğini anlatmış. Şahmarandan onu geri göndermesini dilemiş. Olmaz demiş Şahmaran bir daha asla güvenemem seni gönderirsem gider yerimi diğerlerine söylersin. Asla olmaz. Canasb’ın ısrarları fayda etmemiş, yalvarmaları bir işe yaramamış. Şahmaran, ihanetle, kaçışlarla geçen yaşam öyküsünü anlatmaya başlamış Canasb’a. Her gün bir parçasını öğrenmiş genç adam. Uzun süre ne köyünü, ne arkadaşlarını anımsamamış. Öykü ilerledikçe Canasb daha da meraklanmış. Azar azar bin yıllık tarihi, sadece Şahmaran’ın değil, insanların da tarihini dinlemiş ve öğrenmiş. Gün gelmiş hikaye sona ermiş; Canasb’ın da merakı bitmiş. Şahmaran’a artık gitmek istediğini söylemiş. Şahmaran demiş ki; İnsanoğlu değin işte böyle,merakın bitti şimdi beni terk etmek istiyorsun. Sana insanlardan neler çektiğimi anlattım beni neredeyse öldürüyorlardı. Şimdi onlardan birine, sana nasıl güvenmemi beklersin. Gitmene izin veremem bundan sonraki hayatını burada bizimle geçireceksin. Canasb bir daha geri dönemeyeceğini düşündükçe üzüntüsünden yemeden içmeden kesilmiş, konuşmaz olmuş. Bu halini gören Şahmaran için için çok üzülüyormuş. Bir gün Canasb’ın yanına gitmiş. Ben de yarı insan sayılırım aşk en güçlü duygudur sana âşıkken senin istemediğin bir yerde kalmana gönlüm razı olmaz. Gidebilirsin. Ama bana iki konuda söz vereceksin. Birincisi asla kimseye yerimi söylemeyeceksin ikincisi ise hamama gitmeyeceksin demiş. Canasb bu sözler karşısında çok heyecanlanış tamam demiş söz veriyorum sırrınız ölene kadar benimle kalacak. Bunu üzerine yılanlar Canasb’ı sırtlarında kuyunun dışına kadar taşımışlar. Canasb’ın sözü içtenmiş aslında, Şahmarana’a ihanet etmek gibi bir niyeti yokmuş. Sırf bu yüzden köyünü terk etmiş onu tanımadıkları bir yere yerleşmiş ve orada yaşamaya başlamış. Yıllar geçmiş Canasb Şahmaran’ın sırrını saklamış ta ki o güne kadar.&lt;br /&gt;Günlerden bir gün padişah hastalanmış ve yataklara düşmüş. Bu işe en çok da sevinen Vezir olmuş. Vezirin de en büyük arzusu Şahmaran’ı bulmakmış. Şahmaran’ı bulup onun etinin suyunu içerek bilgiye kavuşmak ve böylece ölümsüzlük kazanmak istiyormuş. Fakat Padişah Şahmaran’dan korkuyormuş ve böyle bir şeyi yapması için vezirine izin vermiyormuş. Vezir padişahın hastalığını fırsat bilmiş. Sizi iyileştirecek tek şey Şahmarandır bırakın onu bulayım padişahım demiş. Padişah ölüm korkusuyla vezire tamam git onu bul demiş.&lt;br /&gt;Şahmaran’ı bir kez gören her bir insanoğlunun vücudu beyaz pullarla kaplanırmış. Bu yüzden vezir herkesin hamamlara toplanmasını, gelmek istemeyenlerinde zorla getirilmesini istemiş. Hamamcılar nasıl birilerini arayacakları konusunda sıkıca tembihlenmişler. Canasb saklanmaya çalışmış ama olmamış. Vücudundaki pullar fark eden hamamcılar hemen vezire haber vermişler. Canasb saraya götürülüp günlerce sorgulanmış, yemek ve su verilmemiş. Bakmış ki Cansab bir şey söylemiyor bu sefer vezir başka bir yol denemiş. Ona çok güzel bir oda hazırlatmış kuş sütüyle beslemiş. Bizi yanlış anladın Şahmaran’a zarar vermek istemiyoruz. Ama salgın bir hastalık var Şahmaranı bulup ona ne yapmamız gerektiğini sormazsak bu ülkede tek bir canlı bile kalmayacak sen gidip sadece onunla konuş ne yapılması gerektiğini sana söyler demiş. Canasb bu yalana inanmış. Ertesi gün kuyuya gitmiş tam içeri gerecekken vezirin adamları onu yakalayıp saraya geri götürmüşler. Canasb kendisine tuzak kurulduğunu anlamış. Şahmaran için çok endişeleniyormuş ama elinden bir şey gelmiyormuş. Bir süre sonra altın tepsi içerisinde Şahmaranı da saraya getirmiş vezirin adamları. Başı gururlu ve dimdikmiş Şahmaran’ın. Canasb’tan başka kimseye bakmıyormuş… Bir süre sessizlik olmuş. Ve sonra Şahmaran dile gelmiş…&lt;br /&gt;- “Ben insanlara neden güvenmediğimi anlatmıştım sen bana ihanet ederek bunu bir kez daha kanıtladın... Fakat sana aşık olarak ve gitmene izin vererek bende yılanlara ihanet ettim. Aşk zayıflıktır ve zayıf olan ölümü hak eder.Başımın suyu zehirlidir bilgi kuyruğumdadır. Suçunun cezasını çekmek istiyorsan zehri iç.”&lt;br /&gt;Bu sözlerinden sonra Şahmaranı kesmişler. İki ayrı kazan kaynamış. Zehir kazanı ve bilgi kazanı. Vezir Şahmaran’ın sözlerini dinleyerek kuyruk suyunu dikmiş başına. Canasb ise ölümden başka bir şey düşünmeden zehri içmiş. Vezir, yere yıkılmış anında ölmüş. Şahmaran ölmeden önce son bir iyilik yapmış aslında Canasb’a. Canasb’ın içindeki acı yavaş yavaş azalmış. Gözlerinde yaşlarla Şahmaran’ın kazanlardaki parçalanmış etlerine bakmış; tam o sırada Şahmaranın kaynayan parçaları dile gelmiş bizi padişaha yedir iyileşecektir demişler. Canasb denileni yapmış padişahı iyileştirmiş. Şahmaran’ın suyunu içen Canasb bitkilerin dilinden anlamaya başlamış ve bu bilgileri insanların yararına kullanmış. O günden itibaren Canasb Lokman Hekim olarak anılır olmuş. ”&lt;br /&gt;Zümrüdü Anka kuşu hikayesini bitirdikten sonra; bu ihanetten sonra Şahmaran, Kaf Dağı’nda ruh buldu; bütün bilgeliyle artık sürdürüyor hayatını engin güzellikler ülkesinde dedi.&lt;br /&gt;—Peki ya tek gözlü deve ne oldu diye sordu Tolga.&lt;br /&gt;Neredeyse sabah olmak üzereydi. Gün ışımadan Zümrüdü Anka kuşunun Kaf Dağına dönmesi gerekiyordu.&lt;br /&gt;—İstersen bin sırtıma seni de götüreyim Kaf Dağı’na. Tek gözlü deve kendin sorarsın hikayesini dedi Kuşların efendisi Zümrüdü Anka Kuşu.Tolga ilk önce çok heyecanlandı bu teklife sonra babası aklına geldi, Ben gelemem seninle en iyisi sen tekrar gel ziyaretime bana sen anlatırsın devin hikayesini dedi. Zümrüdü Anka kuşu kanadından altın rengi iki tüy kopartıp Tolga’ya verdi. Ne zaman beni çağırmak istersen bunları bir birine sürt ben gelirim dedi ve geldiği gibi ışıklar saçarak uçup gitti. Tolga tüyleri yastığının altına koydu odasının kapısını yavaşça kapatıp babasının yanına gitti yatağa usulca girdi. Sen ne kadar erken uyanmışsın böyle diye mırıldandı babası Tolga’ya sarılırken. Ah bir bilse olanları… Biliyor musun gerçekten Zümrüdü Anka kuşu varmış dedi Tolga uykuya dalmadan az önce.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-4725954340962666577?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/4725954340962666577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=4725954340962666577' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/4725954340962666577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/4725954340962666577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/03/zmrd-anka-kuu-tolga-iin.html' title='ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU (Tolga İçin)'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RfF6ZmFDe7I/AAAAAAAAACI/qYZqY3ccHQA/s72-c/ankakusu.gif' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-5738442191412597033</id><published>2007-03-08T15:04:00.000+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:31.770+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miniklere Masallar'/><title type='text'>BÜLBÜLCÜK</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Re_-Pbzo3wI/AAAAAAAAAB4/aOnE2cDzb70/s1600-h/71393984.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Re_-GLzo3vI/AAAAAAAAABw/IIP40ssEICA/s1600-h/56372264.jpg"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5039525890252922610" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Re_-GLzo3vI/AAAAAAAAABw/IIP40ssEICA/s320/56372264.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Güneş batarken çıplak ağaç dalları altın rengine boyanmıştı. Rüzgârla hüzünlü hüzünlü sallanırlarken, şarkılarına bir bülbül eşlik etti. Sonbahar güneşinin son damlaları ile güneşlenirken biraz huzursuz biraz ürkek tüylerini kabarttı bir şeylerden saklanmak istercesine. Etrafına bakındı kimse yoktu. Her şey o kadar sakin, o kadar durgun o kadar terk edilmişti ki…&lt;br /&gt;Gökyüzüne baktı hiçbir canlı uçmuyordu. Buraya ne zaman ve nasıl geldiğini hatırlayamıyordu bülbülcük. Sabah gözlerini açtığında kafasında koskocaman bir hiçlikle kendini burada buluvermişti. O kimdi? Neden yalnızdı? Bülbül birkaç gün aç dolaştı; nasıl yemek bulacağını bilmiyordu. Ormanın içlerine doğru uçtu. Bir süre sonra küçük bir göl kenarına geldi. Bir ayı göldeki balıkları eliyle yakalayıp bir güzel yiyordu. Ayı gittikten sonra bülbül saklandığı yerden çıktı. “karnımı doyurmak için benim de balık yakalamam gerek” diye düşündü. Ama elleri yoktu. Bir çaresini bulurum bende gagamla yakalarım dedi kendi kendine ve gölün etrafında uçmaya başladı; gümüş rengi balıklar gölde zıplıyorlardı. Bülbül içlerinden birini gözüne kestirdi. Üstüne doğru uçup onu gagası ile yakalamak istedi. Tam bu sırada balık bülbülü fark etti ve suyun derinliklerine daldı. Bülbül dengesini kaybetti ve suya düştü. Şimdi hem aç hem de sırılsıklamdı. Hava kararmaya başlamıştı soğuktan tir tir titriyordu.&lt;br /&gt;“Ben neyim bilmiyorum. Ayıya benzemiyorum, balık avlayamıyorum. Keşke geçmişi hatırlayabilseydim, kim olduğumu bilebilseydim” diye düşündü. Sabaha kadar bülbülün gözüne uyku girmedi. Güneş doğunca ormanda dolaşmaya çıktı. Etrafta birileri var mı diye bakınırken gözüne ağaçtaki meyveler ilişti. Belki bunları yiyebilirdi. Kıpkırmızı sulu erikleri gagalamaya başladı. Tadı hoşuna gitmişti bir güzel karnını doyurdu. Şimdi mutlu mutlu şarkılar söylüyordu. Birden çalıların içinden gelen bir ses duydu. Zıplaya zıplaya sesin geldiği yöne doğru gitti. Kendisinden çok büyük korkunç dişleri olan bir hayvan duruyordu karşısında.&lt;br /&gt;— Sen de kimsin diye sordu sesi titreyerek.&lt;br /&gt;— Bana sırtlan derler asıl sen kimsin?&lt;br /&gt;— Bilmiyorum zaten bende bunu öğrenmeye çalışıyorum. Bir sabah bu ormanda uyandım ve nereden geldiğimi kim olduğumu hatırlamıyordum. Dolaşırken ormanda avlanan bir ayı gördüm ilk önce benim de bir ayı olabileceğimi düşündüm. Ama onun gibi balık avlayamadığı fark edince bu fikrimden vazgeçtim. Sanırım ben de senin gibi sırtlanım bundan sonra beraber dolaşabiliriz sen benim en iyi arkadaşım olacaksın dedi bülbül.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırtlan bülbülün söyledikleri ile pek ilgilenmedi hatta onu dinlemedi bile. Daha yeni yemek yediği için üzerine bir ağırlık çökmüştü ve bülbül anlatırken çoktan uyumuştu. Bülbül bunun farkında değildi sırtlanı dostu sanıyordu. Onun sırtına kondu ve bundan sonra o nereye giderse bülbülde onunla beraber her yere gitti. Sırtlanın sırtında yaptığı seyahatler sırasında sürekli konuştu, bir şeyler anlattı. En iyi dostunun onu dinlediğini ve anladığını sanıyordu. Akşamları uyurken soğuktan korunmak için sırtlanın tüylerinin içine giriyordu. Çok mutluydu. Hem arkadaşı hem de bir evi olmuştu. Biraz daha büyüyünce o da sırtlan gibi olacağını sanıyordu.&lt;br /&gt;Fakat sırtlan bülbülü hatırlamıyordu bile. Günler bu şekilde hızla geçti. Fakat bir an geldi sırtlan tüylerinin içinde bir şeyin kıpırdandığını hissetti. İçgüdüsel olarak döndü ve kendisini rahatsız eden şeyi ısırdı. Bülbül acıyla bağırdı ve yere düştü. Bülbülü sırtından atan sırtlan rahatlamış bir şekilde oradan uzaklaştı.&lt;br /&gt;Bülbül hem canının acısından hem de üzüntüsünden ağlamaya başladı. Ağladı, ağladı günlerce ağladı… Zavallı bülbül dostu sandığı kişi tarafından terk edildiğini düşünüyordu. Tekrar kendini çok yalnız ve çok çaresiz hissetmeye başladı.&lt;br /&gt;Gece oldu dolunay çıktı, gündüz oldu güneş doğdu. Bülbül hiç konuşmadı, hiç uyumadı, hiç yemedi.&lt;br /&gt;Gücünü tamamen yitirdiği bir gece bayıldı. Uyumakla uyumamak arasında günler geçirdi. Sanki başka bir dünyadaydı. Uyanıktı ama kıpırdayamıyordu; uyuyor gibiydi ama aynı zamanda çevresinde olan her şeyin farkındaydı.&lt;br /&gt;Bülbül artık ormanda değildi. Etrafı bembeyazdı sanki bulutlar yeryüzüne inmişti. Etrafında beyazlıktan başka bir şey yoktu. Düşünmeye başladı, hatırlamaya çalıştı. Ama başaramadı. Buna rağmen kendini artık mutsuz hissetmiyordu burada rahatlamıştı. Sırtlanı da unuttu ayıyı da. Artık karnı da aç değildi. Ne olduğunu nerden geldiğini bilmiyordu hala. Ama artık bunların cevabını öğrenmek de istemiyordu.&lt;br /&gt;Pamuk bulutların arasında bunları düşünürken çok ama çok uzaklardan bir ses duydu önceleri umursamadı. Ama biri ısrarla onu çağırıyordu. Sesi daha dikkatli dinlemeye başladı şimdi artık daha net duyabiliyordu. Ses yaklaştıkça pamuk bulutlar dağılmaya başladı. Bülbül bulutları kaybetmek istemiyordu minik kanatları ile kulaklarını kapattı. Belki sesi duymazsa her şey eskisi gibi kalır diye düşündü.&lt;br /&gt;Ama ses vazgeçmiyordu. Bülbül yerinden kımıldadı ve gücü yettiğince kaçmaya başladı. Ses onu takip ediyordu. Birkaç saat sonra bülbül kaçmaktan çok yorulmuştu sese cevap verdi. Bulutlar yavaş yavaş yok oldular. Bir damla su minik gagasından içeri süzüldü, gözlerini kırpıştırdı. Güneş yüzünden önceleri bir şey seçemedi. Zamanla görüntüler netleşti. Karşısındakiler çok tanıdık geliyordu ona. Hepsi bülbülü gördükleri için çok mutluydular. Yüzünü yıkaması için içlerinden ikisi bülbülü göl kenarına götürdü. Bülbülcük göle doğru eğildi önce kendi yansımasına baktı sonra yanındakilere benzerlik karşısında çok şaşırmıştı.&lt;br /&gt;— Siz kimsiniz diye sordu bülbülcük.&lt;br /&gt;— Biz senin arkadaşlarınız günlerdir seni arıyorduk sonunda bulduk&lt;br /&gt;— Bana çok benziyorsunuz&lt;br /&gt;— Evet, çünkü hepimiz yaban bülbülüyüz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülbülcük birden bire her şeyi hatırlayıverdi. Günler önce biraz dolaşmak için evinden uzaklaşmıştı ağaçtaki meyveleri görünce dayanamamış en üst dala kadar uçmuştu tam iştahla yerken kocaman eriklerden bir tanesi kafasına düşmüştü. Gözünü tekrar aynı ağaçta açmıştı ama uyandığında hiçbir şey hatırlamıyordu.&lt;br /&gt;— Hadi eve dönelim artık dedi neşe içinde bülbülcük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir ne yeniden hatırlamasına yardımcı olmuştu. Belki de ikinci kez yediği erik, belki bulutların üzerindeyken duyduğu ses belki de arkadaşlarının sevecen gülümsemesi. Artık kim olduğunu biliyordu ve arkadaşlarıyla birlikte eve doğru uçarken çok mutluydu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-5738442191412597033?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/5738442191412597033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=5738442191412597033' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/5738442191412597033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/5738442191412597033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/03/gne-batarken-plak-aa-dallar-altn.html' title='BÜLBÜLCÜK'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/Re_-GLzo3vI/AAAAAAAAABw/IIP40ssEICA/s72-c/56372264.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-70179575808608232</id><published>2007-03-05T14:14:00.000+03:00</published><updated>2007-03-05T14:15:17.511+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevgili PötüBör'/><title type='text'>Sevgili PötüBör</title><content type='html'>Tavşan kardeş uzun süredir burada kendine yaşayacak bir ağaç ve toplayacak cevizler arıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-70179575808608232?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/70179575808608232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=70179575808608232' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/70179575808608232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/70179575808608232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/03/sevgili-ptbr.html' title='Sevgili PötüBör'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-277287904491784257</id><published>2007-03-03T23:53:00.000+03:00</published><updated>2008-12-13T09:45:31.924+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Miniklere Masallar'/><title type='text'>KIRMIZI KUYRUKLU KUŞ</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RengbLUQE7I/AAAAAAAAAAk/UliY_-dQA_A/s1600-h/10004815.jpg"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5037804415689429938" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RengbLUQE7I/AAAAAAAAAAk/UliY_-dQA_A/s320/10004815.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#993399;"&gt;Bir zamanlar bundan yüzlerce yıl önce kimsenin hayal bile edemeyeceği uzak bir ülkede dünyanın en mutsuz kralı yaşıyormuş. O kadar mutsuzmuş ki mutlu olan her insanı kıskanıyor ve onlarında eğlenmelerini, gülmelerini bile istemiyormuş. Hatta bunları yasaklamayı bile düşünmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mutsuz kral dünyanın en güzel sarayında yaşarmış. Bu saray o kadar büyükmüş ki bir ucundan diğer ucuna yürümek tam bir gün sürüyormuş. Ama bu koskoca sarayda sadece 3 hizmetçi varmış kraldan başka. Halbuki bir zamanlar buradan mutluluk şarkıları yükselir yüzlerce saray görevlisi sürekli etrafta koşturur küçük çocuklar havuz kenarında oynarmış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse ne olduğunu bilmiyormuş sarayda. Gel zaman git zaman saraydan çıt çıkmaz olmuş. Bir zamanlar duyulan o neşeli sesler zamanla azalmış ve yok olmuş artık bahçede dolanan insanlar oynayan çocuklar ve etrafta telaşla koşturan hizmetçiler yokmuş. Kimse olan biteni bilmiyormuş ama krallarına neler olduğunu insanların nereye gittiğini ve neden bu kadar mutsuz olduğunu soramıyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğimiz gibi kraldan başka sadece üç kişi varmış koskoca sarayda. Bu üç kız kardeş saraya daha küçükken gelmişler ve hayatları boyunca kraliyet ailesine hizmet etmişlermiş. Şimdi ise bütün işlere tek başlarına koşturuyorlar sabahtan akşama kadar işleri yetiştirmeye çalışıyorlarmış. Biri yemek yapmaktan sorumluymuş. Her gün koca koca tencerelerle 1000 kişiye yetecek yemek pişirirmiş. Bu kralın emriymiş her akşam güneş batınca gelir bu yemekleri tek tek bahçedeki büyük ağacın altına taşırmış. Bu ağaç yıllar önce kendiliğinden bahçede belirmişmiş ve kimse sırrını bilmiyormuş ama bütün bu mutsuzluklar bu esrarengiz ağacın ortaya çıkmasıyla birlikte başlamış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortanca kız kardeş sarayın temizliğinden sorumluymuş. Oda diğer iki kız kardeşi gibi güneş doğarken kalker güneş batana kadar etrafı temizlermiş. O kadar çok yorulurmuş ki her seferinde keşke bana yardımcı olacak birini göndersen Allahım diye dua edermiş. Her gün bittiğinde etrafı tertemiz yapmış olurmuş. O kadar yorulurmuş ki işi biter bitmez yatağına gider hemen uyurmuş. Ama ertesi gün güneş doğduğunda etrafı kirlenmiş bulurmuş sanki saray yıllarca temizlenmemiş gibi kirli olurmuş. Buna hiç anlam veremezmiş. Kendi kendine dermiş ki ‘1000 atlı bütün gece burada koştursa atlar çamurlu nallarıyla her yeri mahvetse bile burası bu kadar kirlenemez acaba bu nasıl oluyor’. Sonra gene elinde fırça ve ir kova suyla bütün yerleri temizlemeye başlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kardeşlerin en küçüğünün görevi ise sarayın bahçesindeki yabanı otları yolmakmış. O da diğer ikisi gibi güneş doğduğu zaman kalkar bahçeyi temizlemeye başlarmış. Otları yolarken elleri o kadar çok acırmış ki sürekli keşke bu otlar bir daha çıkmasa diye yalvarırmış tanrıya. Güneş batarken işini mutlaka bitirmesi gerekirmiş aksi taktirde kral çok kızarmış. Hiç durmadan bütün gün çalışır bahçede bir tek yabani ot kalmayana kadar durmazmış. Güneş battığında o da çok yorulmuş olurmuş hemen gider uyurmuş. Sabah kalkmaları gerek saatte yani güneş doğduğunda kalkarmış. Ama bahçedeki otlar gene uzamış sanki hiç temizlenmemiş olurmuş. Bunu hiç anlamıyormuş küçük kız kardeş. Nasıl olur diyormuş kendi kendine dün bütün gün uğraştım tek bir tanesi bile kalmayana kadar çalıştım akşamdan sabaha kadar unların tekrar çıkması imkansız bir türlü anlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu böyle yıllarca devam etmiş. Onlar akşama kadar bütün işleri bitiyor ama sabah her şeyi gene eski haliyle buluyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir akşam üç kız kardeş bütün işleri bitirdikten sonra yatmak yerine gizlice büyük kız kardeşim odasında buluşmuşlar. Neler olduğunu bir türlü anlamıyorlarmış ve artık canlarına tak etmiş bu işin sırrını anlamak istiyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük olan demiş ki:&lt;br /&gt;-Ben bütün gün çalışıyorum 1000 kişiye yetecek kadar yemek pişiriyorum sonra güneş batarken kral geliyor bunları tek tek bahçedeki ağacın altına taşıyor. Sonra ertesi gün benden aynı yemekleri tekrar yapmamı istiyor bir türlü anlamıyorum bu kadar yemeği kim yiyor? Ancak bin kişilik koskoca bir ordu bu yemekleri bitirebilir.Çok yoruluyorum çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortanca kardeş demiş ki:&lt;br /&gt;-O da bir şey mi ben bütün gün bu koskoca sarayı temizliyorum akşam olduğunda yorgunluktan sabaha kadar hiç kıpırdamadan uyuyorum ama sabah olunca bir de ne göreyim bir gün önce temizlediğim bütün çamurlar olduğu yerde duruyor sanki bin kişi bütün gece sarayda dolaşmış atlar çamurlu nallarıyla etrafı kirletmiş gibi kral her yeri temizlememi bekliyor. Nasıl oluyor da kirleniyor anlamıyorum asıl ben çok yoruluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En küçük kardeş lafa girmiş:&lt;br /&gt;-Sizin yorgunluklarınız benimkinin yanında hiç kalır. Ben sabah doğunca kalkıyorum bahçedeki bütün otları tek tek ellerimle topluyorum. Ellerim o kadar çok acıyor ki yara olmasın diye merhemler sürüyorum. Sabah bir bakıyorum hepsi tekrar uzamış. Akşama kadar temizlemem gerekiyor yapamazsam kral bana ceza veriyor. Çok yoruldum artık dayanamıyorum. Eskiden ne kadar mutluyduk ne oldu acaba nedir başımıza gelen bu felaket demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece bütün gece konuşup dertleşmişler. Mutlaka neler olduğunu öğrenmeliyiz demişler. Ve aralarında iş bölümü yapmışlar. Sabah olduğunda her zamanki işlerini yapacaklar ama daha sonra kralı takip edip sabaha kadar ne olduğunu öğreneceklermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah olmuş. Üç kız kardeş de bütün işlerini çok daha hızlı çalışıp erkenden bitirmiş. Daha sonra her biri bir köşeye saklanıp neler olduğunu izlemiş. Aklaş olunca gene büyük kardeşin odasında buluşup olanları birbirlerine anlatmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söze büyük kardeş başlamış:&lt;br /&gt;- Bu sabah her zamankinden daha erken kalktım daha hızlı çalışıp bütün yemekleri 1 saat önce hazır ettim. Daha sonra kralın yanına çıkıp bugün yemekleri erken hazırladığımı söyleyip uyumak için izin istedim. Sonra da gidip mutfaktaki fırının arkasına saklandım. On dakika sonra kral mutfağa indi. Benim hazırladığım yemekleri teker teker alıp bahçeye taşımaya başladı gizlice takip ettim ve onu yemekleri büyük ağacın altına bırakırken gördüm. Ara sıra da başını kaldırıp yukarıda biriyle konuşuyordu sanki ağacın dalında biri varmış gibi. Yakalanmaktan korktum ve geri döndüm.&lt;br /&gt;Küçük kardeş hemen lafa atlamış ve anlatmaya başlamış:&lt;br /&gt;- Ondan sonra olanları ben anlatabilirim çünkü tam o sırada ağaçta saklanıyordum. Bende bu sabah erken kalktım bütün işleri her zamankinden önce bitirdim ve ablam gibi bende kraldan izin istedim sonra da hemen gidip ağacın en üst dalına çıkıp saklandım. Bir süre sonra kralın elinde tepsiyle geldiğini gördüm sürekli ağacın altına yiyecek taşıyordu bu böyle bir saat sürdü o kadar çok yemek getirmişti ki tepsileri sayamaz oldum. Bu sırada ikide bir kafasını kaldırıp ağaca “Her şey sana kandığım için başıma geldi. Ama sonunda taş oldun sende bunu hak etmiştin” diyordu. Ama kiminle konuştuğunu göremedim. Ardından ağacın gövdesi ikiye ayrıldı ve içinden 1000 kişi çıktı belki daha da fazla olabilir. Hepsi de ata biniyordu, kafalarında kocaman miğferleri vardı hepside askere benziyorlardı. Kralın etrafında dönmeye başladılar hepsi tek bir ağızdan cezanı çekeceksin aç gözlü kral diye bağırıyorlardı. Kral hiçbir şey söylemedi sadece başını önüne eğdi ve olanları seyretti. Ardından askerler atlarından indiler bütün yemekleri yediler. Tekrar atlarına binip bahçenin içinde at sürmeye başladılar. Atlar hızlandıkça gün boyunca benim temizlediğim bütün yabani otlar tekrar çıkmaya başladı bu böyle bütün bahçe otlardan ve sarmaşıklardan görünmez olana kadar sürdü. Daha sonra atlılar şatoya doğru yöneldiler. Kral onların gözden kaybolmasını bekledi ve gene ağaçta birileriyle konuşmaya başladı ama sadece kralın sesi duyuluyordu kimse ona karşılık vermiyordu. Dikkatlice aşağıdaki dallara baktım kralın kiminle konuştuğunu anlamak için sonra birde ne göreyim upuzun kıpkırmızı bir kuyruğu olan güzel bir kuş dalların arasına saklanmış duruyor. Ama bir gariplik olduğunu hemen anladım kuş hiç kıpırdamıyordu fakat gözlerini oynatışından konuşulanları anladığını ve bir şeyler söylemek istediğini anlayabiliyordum. Kuşu kafası altındandı güneşte pırıl pırıl parlıyordu.&lt;br /&gt;Kısa bir süre sonra kral da atlıların ardından saraya geri döndü bende usulca bulunduğum yerden indim ve buraya geldim demiş.&lt;br /&gt;Ortanca kardeş evet demiş bende onların saraya girişlerini gördüm bütün atlıların içeri girmeleri ben diyeyim yarım saat sen de bir saat sürdü. O kadar çoktular ki az daha kocama saraya sığmayacaklarını düşündüm. Sanki evin içinde birini ya da bir şeyi arar gibi dört bir yana koşturuyorlardı. Sonra komutanları olduğunu tahmin ettiğim adam dışarı çıkmalarını işaret etti. Sarayda kimse kalmayınca bende saklandığım yerden çıktım. Her yer kirlenmişti her şey kırılmıştı.&lt;br /&gt;Bence bu işin ne olduğunu bir an önce anlamalıyız yoksa bu yıllarca sürüp gider bizde yorgunluktan ölürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gece üç kız kardeş yatıp uyumuşlar ertesi sabah olunca üçü birden kralın yanına gitmiş amaçları artık neler olduğunu anlamakmış. Kral hizmetkârlarını karşısında görünce önce şaşırmış sonra da çok ama çok sinirlenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne işiniz var sizin burada çabuk işlerinizin başına dönün akşam olmadan bütün her yer temizlenmeli, yemekler yapılmalı ve bahçede bir tek ot bile kalmamalı demiş.&lt;br /&gt;Büyük kız kardeş diğerleri adına da söz alarak konuşmaya başlamış:&lt;br /&gt;- Kralımız emriniz başımız üstüne ama biz artık çok yorulduk sürekli çalışıyoruz ve sabah kalktığımızda her yeri eskisinden daha kötü bir durumda buluyoruz. Neler olduğunu da anlayamadık demiş.&lt;br /&gt;Ve dün başlarından geçenleri ve gördüklerini bir bir anlatmaya başlamış. Sözlerini tamamlayınca kral bir müddet camdan dışarı bakmış ve hiçbir şey söylememiş. Daha sonra hizmetkârlarına oturmalarını işaret etmiş:&lt;br /&gt;- Size her şeyi bütün gerçekleri anlatacağım. Çünkü ne kadar kabul etmesem bile artık benim sizden başka kimsem kalmadı. Hâlbuki yıllar önce ne güzeldi burada yüzlerce insan yaşardı yanımda karım çocuklarım ve dostlarım vardı. Ama ben hırslarıma yenik düşüp hepsini kaybettim. Hâlbuki bütün bu olanlar sadece bir sınavmış ve ben sadece aç gözlülüğümün cezasını çekiyorum. Daha kötüsü ise bu cezayı bitirebilecek hiçbir şey yok bu dünyada. Günlerden bir gün gene böyle bir sonbahar sabahı her zamanki gibi sabah yürüyüşümü yapıyordum bahçede. Farkında olmadan hiç bilmediğim yerlere gelmişim. O kadar yorulmuştum ki bir ağacın gölgesine oturup dinlenmeye başladım. Ağacın gövdesi o kadar kalındı ki en az 500 yaşında olmalıydı. Ama bu mümkün değildi çünkü bütün ağaçları buraya babam diktirmişti ve o zamanlar bahçede bir tek yeşil ot bile yoktu. Bunları düşünürken birden çok fazla susadığımı fark ettim ve yüksek sesle tanrım keşke bahçenin çeşitli yerlerine çeşmeler yaptırsaydım şimdi kana kana içerdim dedim. O anda tam karşımda altından bir çeşme belirdi. Hiç düşünmeden çeşmeye doğru koştum ve içmeye başladım. Kafamı kaldırdığımda çeşmenin üstünde upuzun kırmızı bir kuyruğu olan bir kuş gördüm gözlerini dikmiş bana bakıyordu. İlk önce ondan korktum bana zarar vereceğini düşündüm ama kuş insan gibi konuşmaya başladı. Bana onun kim olduğunu bilip bilmediğimi sordu bende hayır anlamında kafamı salladım. Ağzımı açıp hiçbir şey söyleyemiyordum hem çok şaşkındım hem da hayatımda böyle güzel bir kuş görmemiştim çok değerli olduğunu düşündüm tek istediğim şey onu alıp sarayıma götürmekti. Böylece her gelen kuşuma hayran kalacaktı. Kuş birden havalandı ve muhteşem kuyruğunu açarak etrafımda uçmaya başladı. Büyülenmiş gibiydim sonra ağacın dalına kondu ve konuşmaya başladı:&lt;br /&gt;- Sen şimdi beni bir kuş sanıyorsun ama alında bir zamanlar bende insandım kötü bir cadı beni cezalandırmak için bir kuşa çevirdi ama öyle sıradan bir kuş da yapmadı. Ben sihirli güçleri olan çok özel bir kuşum senin bütün dileklerini yerine getirebilirim. Ama dileğinin şeylerin sonuçlarına katlanmalısın asla olanları geri döndüremezsin. Dedi. Kendi kendime zenginlik ve güç isterim zaten bunlardan niye vazgeçmek isteyeyim ki dedim ve kuşla anlaştık. Ama nereden bilebilirdim aslında cadı benim konuştuğum kuşun ta kendisiymiş ve çok uzaklarda yaşayan bir peri tarafından cezalandırıldığı için bu şekle dönüştürülmüş. Kurtulabilmesi için insanlara ait olan üç değerli şeye sahip olması gerekiyormuş. Bana ondan ne dilediğimi sordu bende dünyanın en zengin insanı olmak istediğimi söyledim. Tamam dedi bana seni dünyanın en zengin insanı yapacağım ama sende karşılığında bana bir şey vermelisin geceleri uyuyamıyorum bana uykunu ver ben de dileğini yerin getireyim dedi. Düşünmeden tamam dedim al uykum senin olsun sadece beni en zengin yap. Tamam dedi istediğin oldu şimdi sarayına geri dön. Bende dediğini yaptım ama bir yandan da kandırıldığımı düşünüyordum hiçbir şey yapmadan beri geri göndermişti. Saraya döndüğümde her şeyin altından olduğunu bahçede meyvesi yakuttan ve elmastan olan ağaçların bulunduğu çeşmelerden su yerine beyaz beyaz incilerin aktığını gördüm mutluluktan uçuyordum. Günlerce çeşmenin ve ağaçların yanından ayrılamadım. Ne yemek yedim ne de uyudum sanki biri gelip onları benden alacakmış gibi hiçbir yere ayrılamadım sürekli akan incileri testilere dolduruyor ağaçtan elmasları ve yakutları topluyordum. Ben topladıkça yenileri çıkıyordu yenileri çıktıkça ben topluyordum. Herkes benim için endişelenmeye başlamıştı çocuklarım ve karım yanıma gelip artık biraz dinlenmem gerektiğini söylüyordu. Sonunda onların sözünü dinledim ve dinlenmek için odama çıktım ama uyumam mümkün değildi. Kendimi çok yorgun hissediyordum ama gözlerimi kapatıp bir türlü uykuya dalamıyordum. Böylece birbirinden uzun geceler geçirdim herkes uyurken ben uyanıktım. Kazandığım zenginliği ne kadar çok sevsem de artık bu uykusuz geceler yüzünden çok mutsuzdum hiçbir şeyden zevk almıyordum. Uykumu alan kuşu bulmaya karar verdim. Onu en son gördüğüm yerde beni bekliyordu. Beni görünce hiç şaşırmadı sanki geleceğimi daha önceden biliyordu. Ona olanları anlattım ve artık geceleri uyumak istediğimi bana uykumu geri vermesini ve bunun karşılığında da bütün verdiği şeyleri geri alabileceğini söyledim. Bana alaycı bir şekilde sırıttı. Sana bunu en başında söylemiştim, hiçbir şeyi artık değiştiremezsin ama istersen seninle yeni bir anlaşma yapabiliriz. Sana uykunu geri veririm karşılığında bana çevrendeki insanların dostluğunu vereceksin dedi. Kabul ettim saraya döndüğümde o kadar çok uykum gelmişti ki aralıksız günlerce uyudum. Uyandığım zaman yiyecek bir şey getirmeleri için hizmetçilere seslendim ama kimse cevap vermedi bende sinirlendim onları bulmak için dışarıya çıktım. Ama yanımdan kim geçtiyse beni görmezlikten geldi hatta başlarını çevirdiler sanki benden nefret ediyorlardı. Önce anlamadım sonra kuşun sözleri aklıma geldi.Demek ki gerçekten dostluğu benden almıştı. Olsun uyuyabilmek her şeyden önemli dedim kendi kendime. Günler geçti canım çok sıkılıyordu çevremdeki herkes bana düşman gibi davranmaya başlamıştı zaten zamanla birer ikişer herkes sarayı terk etti tek başıma kaldım. Konuşacak bir kişi bile yoktu. Kuşu bulduğum ağaca tekrar gittim kuşu çağırdım bana ne istediğimi sordu bende olanları tek tek anlattım bana gene güldü. Ne istediğimi anlamıştı. Bana arkadaş olacak birilerini göndermeyi önerdi.Ama karşılığında onu yapması gereken işlerin bir kısmını benim yapmamı istedi.Hemen kabul ettim geri döndüğümde sarayda sizi gördüm biriniz yemek yapıyordunuz biriniz bahçede çalışıyordu birinizde temizlik yapıyordu. Ne diyeceğimi bilemedim ama siz sanki yıllardır benimle birlikteymişsiniz gibi normal davranıyordunuz. İlk günler konuşacak birileri olduğu için çok mutluydum ve hatta kaybettiğim şeyler için artık üzülmüyordum. Çok kısa bir süre sonra bir gün camdan bakarken kırmızı bir bulutun bana yaklaştığını gördüm ne olduğunu anlamaya çalışırken büyük bir gürültüyle kuş gelip camın kenarına kondu. Bana verdiğin sözü yerine getir. Benim görevlerim artık senin artık benim temizlemem gereken otlar bu bahçede çıkacak, benim doyurmam gereken ordu şu ağacın içinden çıkacak yemeklerini yedikten sonra her şeyi kontrol edecekler ve işler bitmemişse senin yerinde olmayı hiç istemezdim dedi ve kahkaha atarak olduğu yerden aşağıya atladı o anda çok çirken bir adama dönüştü. Nerden bilebilirdim onun periler tarafından cezalandırılmış bir büyücü olduğunu meğerse büyünün bozulabilmesi için bir insanın sahip olduğu dostluğu ona kendi rızasıyla vermesi ve aynı zamanda onun yapması gerekenleri gene kendi isteği ile üstüne alması gerekiyormuş.&lt;br /&gt;Hikayenin tam burasında büyük kardeş ‘Peki ama kralım nasıl oluyor da o kuş cezalandırılmış bir büyücüyse sihir yapabiliyor size istediğiniz her şeyi verdiğini söylemiştiniz’ diye sormuş. Kralda onun o kadar çok gücü varmış ki perilerden gücünün bir kısmını saklamayı başarmış o gücüde benim gibi birini kandırıp kurtulmak için kullandı. Ben çok aptalım yıllardır sizin sayenizde bütün işler vaktinde yetişiyor ama bundan sonra neler olacağını bilmiyorum demiş.&lt;br /&gt;Ortanca kardeş:&lt;br /&gt;- Bizi o kuşun gönderdiğini söylediğiniz o zaman demek ki biz de yoktan var edildik belki perilerle konuşursak bu işe biz bir çözüm bulabiliriz bizi dinlerler demiş.&lt;br /&gt;Böylece hepsi kafa kafaya verip bir plan yapmışlaş. Ertesi gün her zamanki gibi bütün işleri bitirmişler ve saraya saklanmışlar. Askerler ağaçtan çıkmış pişirilen bütün yemekleri yemişler bahçeyi kontrol ettikten sonra saraya girmişler ama bu sefer sarayın içinde onları 3 kız kardeş bekliyormuş. Atlıların önünü kesmişler ve daha onlar bir şey demeden kendilerini tanıtıp bütün hikayeyi eklemişler. Den sonunda da kralın çok pişman olduğunu bir daha aç gözlülük etmeyeceğini ve elindekilerin kıymetini bileceğini söylemişler. Atlılardan biri ‘Çok güzel konuşuyorsun güzel şeyler söylüyorsun. O büyücü sizi krala vermek için gökteki buluttan yarattı sırf insan olmadığınız için sizi dinledik. Ama biz insanların sözlerine inanmayız akıllandığını hiç sanmıyorum demiş. Tam o sırada kral saklandığı yerden fırlamış ve ağlayarak onlardan af dilemiş.&lt;br /&gt;Atlı:&lt;br /&gt;- Biz o büyücüye bir ceza vermiştik ama sen onu serbest bıraktın bilerek ya da bilmeyerek yapmış ol gene de sen suçlusun sırf zenginlik uğruna bütün ailenden vazgeçtin sen demiş.&lt;br /&gt;Kral&lt;br /&gt;- İnanın bana tek istediğim şey onları yeniden görmek elimdeki her şeyi hatta bu sarayı da alın sadece onları geri getirin demiş.&lt;br /&gt;Bunu duyan atlılar onun doğruyu söylediğine inanmışlar ve aralarında konuşup kralın cezasını bitirmeye karar vermişler. Kral bunu duyunca çok sevinmiş 3 kardeşle ve ailesiyle hep mutlu yaşayacaklarını düşünmüş. Ama atlılar buna karşı çıkmış:&lt;br /&gt;- Biz o büyücüyü cezalandıran baş perinin askerleriyiz bu kardeşleri ona götürmeliyiz o da onları tekrar bulut yapacak sizinle kalması mümkün değil demiş.&lt;br /&gt;Kral o kadar üzülmüş ki ne yapacağını şaşırmış. Küçük kardeş krala demiş ki:&lt;br /&gt;- Üzülme kralım seni mutlu görmekti tek amacımız artık bizde asıl geldiğimiz yere gökyüzüne geri dönebiliriz zaten çok yorulduk artık dinlenmek istiyoruz demiş.&lt;br /&gt;Kral onları uğurlamış sabah kalktığı zaman her şeyin eskisi gibi olacağı için çok mutluymuş. Bütün gece heyecandan uyuyamamış. Sabah olduğunda her şeyin eskisi gibi olduğunu görmüş bütün ailesi geri dönmüşmüş hep beraber neşe içinde kahvaltılarını yapmışlar.&lt;br /&gt;Çok mutlu olmasına rağmen kral bulut olan kız kardeşlerin nasıl olduğunu çok merak ediyormuş gökyüzüne bakmış üç tane bulutun rüzgarda hafifçe ilerlediklerini görmüş. Gökyüzünde onlardan başka tek bir bulut bile yokmuş. Bunlar onlar diye düşünmüş. Gerçektende bulut olmuşlar ve krala hoşça kal demeye gelmişler. Kral onlara el sallamış ve içinden her şey için teşekkür etmiş.Bundan sonraki hayatlarını ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte çok mutlu geçirmiş. Ve bir daha asla açgözlülük yapmamış&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-277287904491784257?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/277287904491784257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=277287904491784257' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/277287904491784257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/277287904491784257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/03/kirmisi-kuyruklu-ku.html' title='KIRMIZI KUYRUKLU KUŞ'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/RengbLUQE7I/AAAAAAAAAAk/UliY_-dQA_A/s72-c/10004815.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-8098518879908337121</id><published>2007-01-11T15:21:00.000+03:00</published><updated>2007-01-11T15:28:53.207+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevgili PötüBör'/><title type='text'>Sevgili PötüBör</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Sevgili PötüBör,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bugün ormandaki ağaç evimden çıkıp ceviz toplamaya gitmek istemedim. Ne iyi olurdu sıcacık yatağımda kalsam sonrada bütün gün orman perisiyle oynasam. Ama o cevizleri hergün toplamalı ve aslan krala vermeliyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;Tavşan kardeş yakında dönecek. Ona da burada ağaçtan bir ev yapacağız.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-8098518879908337121?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/8098518879908337121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=8098518879908337121' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/8098518879908337121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/8098518879908337121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/01/sevgili-ptbr.html' title='Sevgili PötüBör'/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8967622829341807901.post-2325942428574097127</id><published>2007-01-08T17:23:00.001+03:00</published><updated>2007-01-08T17:27:58.194+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:georgia;font-size:130%;color:#993399;"&gt;&lt;strong&gt;Hadi anlat masalcı, durma anlat sabaha kadar o sihirli dünyaları...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8967622829341807901-2325942428574097127?l=masaldevi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://masaldevi.blogspot.com/feeds/2325942428574097127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8967622829341807901&amp;postID=2325942428574097127' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/2325942428574097127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8967622829341807901/posts/default/2325942428574097127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://masaldevi.blogspot.com/2007/01/hadi-anlat-masalc-durma-anlat-sabaha_08.html' title=''/><author><name>masalcı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01455754908978891695</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_RWkfABEla2k/SgFY4xYd2mI/AAAAAAAAAOo/jpTzehg8yko/S220/xuqa.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
